Menü
Kategoriler
“Alevi inancı,Alevi-Bektaşi İnancında”
8 Kasım 2019 Gündem

“Alevî İnancı”

Alevi-Bektaşi İnancında- Kültüründe Yol Hakk-Muhammed-Ali’nin doğruluk yoludur, insan olma yoludur, benliklerden sıyrılma yoludur.
Hakk Muhammed Ali Yolu aydınlık bir yoldur. İnsanlığın barışa, kardeşliğe ulaşması, tüm canların bir özde buluşmasını öngören inanç ve kültür sisteminin ismidir. Hakk’ın kurduğu; Muhammed Ali’nin ve onların soyundan gelenlerce, o felsefeyi yaşatanlarca var edilen Alevi-Bektaşi Yolu kural ve kaidelerini oluşturmuş, uğrunda binlerce şehit vermesine rağmen bu kural ve kaidelerden ödün vermemiş, yayıldığı ve yaşadığı istisnasız tüm coğrafyalarda öz değerleriyle yaşamış ve yaşamaya devam eden bir inanç bütünüdür.
Nice erenlerin, velilerin, düşünürlerin, dedelerin, babaların, ozanların, ulu canların yazılarıyla, fikirleriyle, görüşleriyle, şiirleriyle, tutum ve tavırlarıyla, sürdükleri cemlerle, erkânlarla ortaya koydukları Alevi-Bektaşi Yolu’nda insana şah damarından daha yakın olan, kendi özünden yarattığı insandan ayrı olmayan Tanrı’nın nurunun rızkıyla dolup taşan âlemler içinde insanın kâmil (olgun) bir insan olarak yücelmesi ilkesi vardır.
İnsan nasıl insanlaşacak? İnsan kendini yaratan ve özünden çıktığı varlığa nasıl benzeyecek yani nasıl Tanrısallaşacaktır? İnsan kirden, hasetten, kibirden, hayvandan aşağı fiillerinden nasıl sıyrılacaktır? Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi sayılan meleklerden yani nurdan, ateşten yaratılmış varlıkların bile secde ettikleri insanın gerçek bir insan olması kolay mıdır? Hangi aşamalardan geçip, benliğinden sıyrılarak dara durup, özünü paklayarak insan nasıl bir kamil insan olur? İşte Alevi Bektaşi
Yolu insanlara bu büyük erdemin ve mutluluğun kaynaklarını, kurallarını, kaidelerini öğretir. Ham ervahtan çıkıp, Kırkların Cemindeki birliği yakalamak “Enel-Hak” ve “Enel-Aşk” diyebilecek insana giden yol nasıl kurulur?
İşte Alevisiyle, Bektaşisiyle, Batini İslam İnancında bu ulu yolda gidilen BİN SÜREK vardır.
Yol bellidir. Ama sürekler yani o büyük ulu yola ulaşmak için geçilen, aşılan, uyulan kurallar bütünü farklı farklıdır. Orta Asya’da, Ön Asya’da, Ortadoğu’da, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Anadolu’da, Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da bu yolu giden yüzlerce, binlerce sürek vardır. İnsanlar sürgün edilmişlerdir, yerleri yurtları yağmalanmış, talan edilmiş, inançları yasaklanmış, kendileri yok sayılmış, toplu kıyımlara uğramışlardır. Kimisi bir dağın kovuna sığınmıştır, kimisi düz ovada yaşamıştır, kimisi orman içinde, kimisi yaylalarda, kimisi bir yol üstünde konaklamıştır. Kimisi yurttan yurda göçmüş, kimisi bir ocağın, bir dergahın çevresinde ne pahasına olursa olsun yaşamını sürdürmüş, yolunu sürmüştür. Eski çağların büyük uygarlıklarının yanında konaklayan topluluklarının inanç önderleri farklı farklıdır. Her yörede aşıklar, ozanlar yetişmiş o yörenin dertlerini sazlarıyla başka başka dile getirmişler, farklı ocaklarda, farklı semahlar dönülmüştür. İran’da, Musul’da, Halep’te, Anadolu’da, Trakya’da, Rumeli’nde, Budapeşte’de Hakk Muhammed Ali yolu asırlar boyunca yürümüştür.
Ama işte sevgili dostlar cemlerde, erkanlarda, nefeslerde, semahlarda, sohbetlerde, örf ve adetlerde, gelenek ve göreneklerde, deyişlerde, sazlarda, muhabbetlerde, mekanlarda, ibadet zamanlarında, kılıkta kıyafetle farklılarla birlikte her ne pahasına olursa olsun devam ettirilen süreklerde farklılıklar olmuştur. Olması da çok doğaldı, doğaldır. Birileri belki kasıtlı olarak da farklılıklar yaratmıştı ama çoğunlukla doğal bir oluşum sonucunda meydana gelen bu sürekler yüzyıllar boyunca varlıklarını sürdürmüşler, Hakk Muhammed Ali Yolu’na hizmet etmişlerdir.
İşte Aleviliğin/Bektaşiliğin yayıldığı yaşadığı coğrafyalarda değişik isimlerle anılan yorumların, erkanların, toplulukların, SÜREKLER’in olduğu gerçeği de bu İslam yorumunun bir gerçeğidir, olmazsa olmazıdır. Aleviler’de, Bektaşiler’de bu Sürekler varlıklarını korumaktadırlar.
Bu Sürekler Alevi/Bektaşi Yolu’nun en büyük zenginliğidir.
Anadolu’da büyük Alevi Dede Ocakları çevresinde gelişen, serpilen, olgunlaşan inanç kaideleri vardır. Bunları bazı noktalardan birbirine yaklaştırmak olanaklı olsa da, bir kısmının birbirinden ayrıldığını kabul etmemiz gerekmektedir.
Doğu Anadolu dediğimiz ve önemli oranda Erdebil Ocağı’na bağlı insanların yaşamlarını sürdürdükleri coğrafya eski çağlardan beri insan yerleşimine ve farklı inançların, dinlerin konaklamasına imkan vermiştir. Buranın büyük iklim zorlukları, tabiat üstü kuvvetler olan inancı perçinlemiştir. On İki İmam olgusunun derin etkisinde olan ve Kerbela Olayı’nın belleklere kazındığı bu bölge Alevi inancında, erenler mucizeler gösteren bir dünyanın temsilcileridir.
Dertle, kederle örülmüş insan yaşamı, ibadet ve inanç dünyasına da yansımış bir ağıt kültürü burada erkanlar içine girmiştir.
Buradaki Ocaklar ve Onların Erkanları, Sürekleri İmam Ali’nin ve On İki İmamların, Hz. Hüseyin’in yüceltildiği, sırlar içinde bir sır, kurban kesmekle, lokma dağıtmayla, oruç tutmayla anlam kazanan bir yoldur. Burada yaşayan insanların dünyalarında mucizeler vardır, kerametler vardır, tabiat üstü varlıklar, tılsımlı olaylar vardır. Dağ başlarında, zor iklim koşulları altında yaşayan bu insanların, bu tertemiz, sütten ak insanların ruhlarının derinliklerinde hayallerdeki cennet düşleri yerine erenler elinden içilen badelerle bu dünyada yaşanan, yaşanabilecek düşler vardır. Ağuyu (zehri) içen erenin ellerinden zehir akar ama ona bir şey olmaz, bir başka eren ateşin içine girer ama yanmaz, bir diğeri cansız duvarı yürütür, birisi arslana biner yılanı kendisine kamçı yapar, kimisi göğe ağar, kimisi zaman içinde, mekandan mekana ışık hızıyla seyahat eder. Ayaklarını bastıkları yer yeşerir, parmağının ucunu dokunduklarında sular fışkırır, kışı yaza çevirirler, kar içinde ağaçlardan meyve bitirirler…
İşte bu büyük kerametlerin çağında, Anadolu’nun altın çağında büyük Alevi Ocakları kendilerini gösterirler, bir kısmının türbelerini, makamlarını tavaf ettiğimiz kimi kutuplar şunlardır: Zeynel Abidin, Musayı Kazım, İmam Bakır, Ebul Vefa Ağu içen (Mir Seyyid, Koca Seyyid, Köse Seyyid, Mir Seyyit ve Seyyit Mençek), Baba Mansur, Dede Gargın, Seyyid Mahmut Hayrani (Hacı Kureyş), Onar Baba, Sarı Saltuk, Şah İbrahim Veli, Celal Abbas, Cemal Abdal ve daha niceleri vardır bu yolda.
Bu yolda; Gözü Kızıl, Seyyid Garip Musa, Şeyh Hasan, Hubyar Sultan, Ahi Mahmut Keçeci Baba, Üryan Hızır, Pir Sultan Abdal, Şeyh Delili Berhican, Derviş Gevr, Seyit Seyfi, Hıdır Abdal, Kalender Çelebi, Şıh Ahmet Dede, Şah Haydar (Düzgün Baba), Büklü Dede, Sarı Mecnun, Beyazıdi Bestami, Sinemil, Veysel Karani ve daha niceleri Doğu’nun büyük ocak dedeleri olarak kabul edilmektedir…
Karadeniz boylarında Güvenç Abdal, Orta Anadolu’da Hubyar Sultan, Ahi Mahmut Veli Keçeci Baba, Baba İlyas, Baba İshak, Koca Haydar, Ali Baba, Karpuzu Büyük Hasan Dede, Hacı Muradi, Hacı Turabi, Ayva Tekke. Batı Anadolu’da Seyyid Battal Gazi, Karacaahmet Sultan, Sultan Süceattin Veli, Kemal Sultan, Kolu Açık Hacım Sultan, Yanyatır, Hacı Emir, Dur Hasan Dede, Sarı İsmail, Taptuk Emre, Kara Yağmur, Şah Ahmedi Veli Sultan, Hamza Şeyh Dede, Batı Anadolu’da türbesi olsa da, talipleri Doğu’ya ve Anadolu’nun başka yerlerine de dağılmış Cemal Sultan Ocağı ve daha nice birlerce dede ve baba etrafında oluşmuş sürekler vardır. Ama tümünün merkezinde Hünkâr Hacı Bektaş Veli vardır.
Alevi Ocaklarının ve tüm Bektaşi Süreklerinin, Kollarının pir olarak kabul ettikleri yegane Alevi-Bektaşi İnanç Önderi Hacı Bektaş Veli’dir. İster Erdebil Ocağı’nın etkisinde olan Doğu Ocakları (Ağucan (Avu – Ağu- İçen), Baba Mansur, Kureyş, Sarı Saltuk vd.) olsun,
İster Batı Anadolu’daki Alevi Ocakları olsun, isterse Bektaşiliğin farklı sürekleri olsun, isterse Hacı Bektaş’ın soyundan geldiği söylenen Çelebiler kolu olsun tümünün merkezinde Hacı Bektaş Veli vardır. Karadeniz’deki en büyük Alevi Ocağı olarak gördüğümüz Güvenç Abdal Ocağı Hacı Bektaş Dergahı’ndan ayrı değildir. Şiran merkezli Sarıbal Ocağı da yine Hacı Bektaş Merkezlidir. Batı’nın bir büyük Alevi ocağı hem de bir büyük Bektaşi kolu olan Eskişehir Seyitgazi Arslanlı (Süca) Köy Merkezli Sultan Süceattin Veli Ocağı nihayetinde Hacı Bektaş Dergahı’na-Ocağı’na bağlıdır. Karpuzu Büyük Hasan Dede Sultan Süceattin Veli Ocağı’na (Dergahı’na) dolayısıyla Hacı Bektaş’a bağlıdır. Çepni boylarının dede ocağı olan Köse Süleyman Hacı Bektaş’tan ayrı değildir. Tahtacıların Yanyatır ve Hacıemirli Ocakları da Hacı Bektaş’tan ayrı değildir.
Yani şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Hacı Bektaş Dergahı’nda yetişmiş bu Ocağa bağlanmış yani doğrudan bu inanç merkezinin çevresinde örgütlenmiş Alevi Ocakları, dolaylı olarak buraya bağlı olan ocaklar ve Erdebil Dergahı’nın etkisindeki Doğu Ocaklarının tümünde bir Hacı Bektaş Veli algısı vardır.
Ayrıca Bektaşiliğin en büyük piri elbette Hacı Bektaş’ın kendisidir. Hacı Bektaş’ı kendilerine pir olarak kabul eden Bektaşiler birçok sürekle Alevi BektaşiYolu’nu sürmektedirler.
Baba kimliğiyle anılan büyük erenler Batı Anadolu’ya hükmetmişlerdir; Hüseyin Gazi, Abdal Musa, Topçu Baba, Kumral Abdal, Geyikli Baba, Postinpuş Baba, Kara Baba, Piri Baba, Hamza Baba, Veli Baba, Horasanlı Ali Baba, Sarı İsmail, Agahi Baba, Niyazi Baba, Aslan Baba, Veysel Karani… gibi yüzlece Baba Sultan bu yola hizmet etmiştir.
Türkiye’de Bektaşilik dendiği zaman Babagan Bektaşi Kolu anlaşılmaktadır. Yüzyıllar boyunca aynı erkan dört bir kıtada aynen uygulanmış, bu büyük kolu yolun önderleri bugüne kadar başarıyla getirmişlerdir. Türkiye’de Batı Anadolu’da; başta Ege Bölgesi’nde, Trakya’da olmak üzere yüz binlerce Bektaşi yüzlerce dervişe, babaya bağlı olarak yolu yürütmektedirler. Bektaşi babaları hizmetleri kendi evlerinde ve evlerinden ayrı salonlarda, odalarda meydan açmaktadırlar. Muhabbet bağına giren muhip canlar yüzyıllardır olduğu gibi mürşitler karşısında yunup yıkanmaktadırlar. Bir kısım Bektaşi Tekkesi ve Dergahı yine aynı inançtan olmalarına rağmen erkanları farklı olan Aleviler, Alevi Ocağına mensup dedeler tarafından onarılıp meydanevleri cemevleri olarak kullanıldığı için burada ortak bir görünüm vardır.

Aynı şekilde Eskişehir Seyitgazi Arslanlı Köyü’nde bulunan bir Alevi Yol Önderi olan Sultan Süceattin Veli Hazretleri’nin makamı da bir Bektaşi Dergâhı olmuş, daha sonra bu soydan geldiğine inanılan bir büyük Ocakzade aile tarafından aynı isimli bir ocak olarak bir seyyid, bir dede ocağı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.
Büyük bir Alevi ulusu olan ve bir zamanlar Bektaşi Erkanları’nın uygulandığı Seyyid Battal Gazi ise tüm Türkiye’nin belki de en büyük ve en eski inanç külliyesi’ne sahip olarak varlığı’nı sürdürürken yine aynı isimli bir büyük Alevi Ocağı’na da kaynaklık etmektedir.
Çok rahatlıkla farklı zamanlarda farklı inanç erkanlarının, farklı inanç önderlerinin hizmet yürüttükleri Alevi-Bektaşi ulularının türbeleri çevresinde yapılanan dergahlarda, tekkelerde ortak mekanı farklı erkanları uygulayan Alevi-Bektaşi toplulukları kullanmışlardır.
Tüm bunlar içinde en uzun süreli olmak üzere, en geniş coğrafyada Bektaşiliğin Babagan Kolu’nun etkin olduğunu ve bu etkinin de günümüzde devam ettiğini söylememiz gerekmektedir.
Anadolu’yu aydınlatan onca dergâh (ocak) içinde Malatya Arapkir Onar Köyü merkezli ONAR BABA (DEDE) ve Erzinacan Kemaliye Ocak Köyü merkezli HIDIR ABDAL SULTAN’ı da anmadan geçmemeliyiz…

İstanbul’da Milyonların Ziyaret Ettiği Mekânlar…
ŞAHKULU SULTAN; bir Alevi ulusu olarak Anadolu’ya gelip meydan açıp, halkın önderi olup, birlik düsturuyla milyonları etkilemiş, bir yol ulusu olmuş devamında bir Bektaşi Dergâhı’nı kaynaklık yaparken, 1826 Yıkımının ardından 1925’de Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra viran bir mekâna dönüşmüş, sonrasında ise Anadolu’dan İstanbul’a göç eden Alevi canlar tarafından sahiplenilmiş ve Alevi Ocaklarına mensup dedeler tarafından Alevi Erkânları’na göre cemler yapılır olmuştur. Bu ulu dergâhtan nice dedeler, babalar, seyyidler, dervişler, ozanlar yetişmiş yüzyıllar boyunca çevresinin gerçek bir ilim irfan yuvası olmuş, meydanların açıldığı cemlerin yürüdüğü bu büyük ocak/dergâh çevresine hayat kaynağı olmuştur.
KARACAAHMET SULTAN: bir şifa dağıtıcısı olarak nice nice sultanların dertlerini iyi etmiş, gözcü olarak Cem’e, Alevi birliğine hayınların (bozguncuların) girmesini engellemiş, gönülleri fethetmiş, sadece İstanbul’da değil, birçok yerde ziyaret edilen bir kutlu sultan da Karacaahmet olmuştur.
İstanbul’da ERİKLİ BABA (ERYAK BABA) kış aylarında çiçekler açtırmış yani gönüllerde sevgi-dostluk kıvılcımları uyarmıştır, yaktığı çerağlarla. Yolda kalanlara yoldaş olan GARİP DEDE her daim ziyaret edilen ulu bir mekân olmuştur.

Kaynak;Ayhan Aydın..Hacı Bektaş Veli..

Şinasi KARACA. saskara-sinasi@hotmail.com

Bir cevap yazın

Yapmalısınız Giriş Yorum yazmak için.

*