Menü
Kategoriler
” Alevi kurumlarına ve canlara yakıcı sorular”
13 Ekim 2019 Gündem

• Alevi kurumlarına ve canlara yakıcı sorular:

• İçe dönük tartışmalar yoruyor, bıktırıyor, yakın tehdidi perdeliyor…
• “Çanlar” öncelikle bizim için çalıyor ve biz; “meleklerin cinsiyetini” tartışırken zamanı öldürüyor, yakın ve yaşamsal tehdidi ıskalıyoruz.

Şöyle başlayalım:
a) Rusya, Suriye, İran Koalisyonunun tehlikeli gördüğü-istemediği, İdlib ve Afrin’deki kan içici IŞİD çetesi, AKP’nin koruması altında mı?

b) AKP’nin Fırat’ın Doğusuna dair esas niyeti ne; terör gerçeği ortada ama “Terör Örgütünü ötelemek adına giriyoruz” söylemi gerçek mi, gerekçe mi? Tesis edilmeye çalışılan 30 Km. derinlikli “Güvenli Hat”, “sığınmacı” kamuflajıyla halen Türkiye’de ve Suriye’de bulunan Selefi- Cihadist gruplara mı tahsis edilecek?

c) İktidar Suriye’nin bütünlüğünü savunuyorsa, Suriye Devletiyle neden görüşmüyor; gerekçe Esad’ın Alevi olması mı? İktidar, Suriye coğrafyası içinde Selefi-IŞİD anlayışlı çetelere küçük devletçikler yaratma çabasını ve AKP’nin bu niyetini fark ederek “hayır” diyen İran ve Rusya’yı nasıl ikna edecek?

d) İktidar, Güney sınırımızda Sünni-Selefi hat inşası adına, Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” dediği ve İdlib’de, Afrin’de “şimdilik” gerçekleştirdiği teoriyi mi takip ediyor? Savaşı göze alma nedeni mezhepçilik mi?

e) Aleviler olarak, Türkiye’nin Orta Doğu, Kafkas ve Balkan ülkelerinde sürdürdüğü Cihadist siyaseti takip ediyor muyuz? Son yılların en yoğun Selefi din ihracatçısı olan AKP iktidarının; Bulgaristan, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek coğrafyasındaki iktidarları “yemleyerek” Harabati Tekkesinde olduğu gibi Bektaşi Tekkelerine insanlık düşmanı Selefileri yerleştirdiğinden haberdar mıyız?

f) Bu kuşatma karşısında, Alevi-Bektaşi kurumlarımızın Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, AİHM veya benzeri uluslararası kurumlar nezdinde bir girişimi, çabası, çalışması var mı veya olacak mı?

g) Suriye coğrafyası içinde AKP İktidarının hâkim olduğu her birimde Selefi din anlayışı hâkim olmuş, bu bölge ve birimlerde Alevilere hayat hakkı tanınmamıştır. AKP İktidarının aynı anlayışı Türkiye’de hâkim kılma çabasının, Alevifobya ve Alevi nefretinin bu iktidar döneminde inanılmaz ölçüde boyutlandığının, dal budak sardığının farkında mıyız?

h) Afrin ve İdlib için de “Güvenli Hat” oluşumu denilmesi halinde (ki öyledir) bu durumda yeni oluşumun (Fırat’ın Doğusu denilen bölge) da aynı demografik yapıya tekabül edeceğini anlamak için müneccim olmak gerekmez. Bu durumda “Güvenli Hat” oluşturma çabasının, terör örgütünü ötelemek iddiasına neden ve nasıl inanacağız? O halde İdlib, Afrin, Türkiye ve Fırat’ın Doğusundaki ABD kamplarında bulunan IŞİD çetelerini sınırımızda iskân etme niyetiyle yürütüldüğü ihtimalini anlatmak üzere halkımızı ve uluslararası camiayı uyarmak gerekmez mi?

ı) Ve nihayet Alevi-Bektaşi kurumları ortaklaşarak, AKP iktidarının ülke çapında inançsal demografiyi değiştirmek, farklılıkları ezip-yok etmek ve Selefi din anlayışını ikame etmek üzere yıllık 35 Milyar TL bütçe ayırmasının yanında, bu anlayışını bölge ülkelerinde yaymaya çalıştığını deşifre etmek üzere uluslar arası çapta bir konferans toplamayı düşünür mü?
**************************
Veriler tüyler ürpertici!
Sedat Ergin yazdı. (Hürriyet, 02.10.2019)
“BM Güvenlik Konseyi için DEAŞ ve El Kaide tehdidini raporlamakla görevlendirilen izleme grubunun son raporunda da İdlib’teki terör örgütleri konusunda oldukça uyarıcı değerlendirmeler yer alıyor.
BM Güvenlik Konseyi belgesi olarak açıklanan 15 Temmuz 2019 tarihli bu raporda, HTŞ ve Huras el Din’in İdlib’deki varlığının yanı sıra, bazı üst kademe IŞİD (DEAŞ) unsurlarının da son dönemde bu bölgeye geçtikleri kaydediliyor. Raporda, “Yabancı terörist savaşçıların en yoğun olarak toplandıkları iki bölgenin İdlib ve Afganistan olduğu” belirtiliyor. İdlib’in bir BM raporunda Afganistan’dan önce telaffuz edilmesi her bakımdan düşündürücüdür.
Rapordaki çarpıcı bir nokta, İdlib bölgesinin “Yabancı terörist savaşçılar açısından dünyanın en büyük çöplüğü (dumping ground) haline geldiği”nin belirtilmesidir.
BM raporunda HTŞ’nin İdlib’deki savaşçı sayısı 12 bin ile 15 bin arasında verilirken, bu sayı Huras el Din için 1500 ile 2 bin arasında gösteriyor. Bu arada Huras el Din’in kadrolarının yarıdan fazlasının yabancı olduklarına dikkat çekiliyor.
Galiba BM raporunu Türkiye açısından şöyle özetleyebiliriz: Ülkemiz, İdlib’le birlikte aslında küçük çapta bir Afganistan realitesi ile de sınırdaş olmuş durumdadır bugün…”
*****************************
Ereğli’den Ekrem Hortu dostun duyarlılığını Vedat Tatar aktardı…
Bugün Konya’da oto elektrikçisinde çalışan Arap kökenli genç Fatih’le tanıştım.
“- Sen Konyalı değilsin, nerelisin?
– Suriyeliyim abi…
– Türkmen misin?
– Hayır Arap’ım.
– Konya’da hayli Suriyeli var değil mi?
– Abi Onlar Suriyeli değil ki; nereli oldukları belli değil…
– Nasıl yani?
– Abi Türkiye’ye çok az Suriyeli geldi. Zenginler Batı ülkelerine ve Rusya’ya gitti. Türkiye’ye gelenlerden durumu iyi olanlar ise İstanbul, İzmir, Bursa gibi şehirlere yerleşti. Bizim gibi orta hallilerin çok azı da Konya gibi şehirlere geldi.
– Peki, 5 milyon Suriyeli ne?
– Abi sen bilmiyorsun, Onlar Suriyeli değil, çok fena insanlar. Terörden önce Onlarla Esad’ın askerleri bile başa çıkamadı. Büyük kısmı IŞİD’lilerin ailesi… Allah Türkiye’nin yardımcısı olsun dedi… Çay elimde kaldı!”
*************************
Kelime Ata arkadaşım yazdı…
“Bir adamın Emevi Camii’nde namaz kılma hayali, Türkiye’yi öyle bir açmaza soktu ki, hangi adımı atarsa atsın çok büyük sıkıntılar yaşanacak. Algılanandan daha büyük tehlikelerle karşı karşıyayız. Hamaset yapmaya gerek yok; bu operasyonların terörle ilgisi yok. Amacı terörü yok etmek olan bir hükümet, Suriye devleti ile birlikte hareket eder. Uyan Türkiye uyan…
Allah sonumuzu hayır eyleye.”
***************************
Neden bu kadar endişeliyiz; çünkü AKP muktedirlerine inanmamız için hiçbir veriye sahip değiliz?

AKP; “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesine’de saldırtırız” diyen teorinin iktidarı. Dolayısıyla bütün veriler AKP’nin Suriye’ye giriş nedeninin ya da Suriye iç savaşına müdahil olma nedeninin başından beri insani değil, mezhebi olduğunu gösteriyor; hem de hiç tereddütsüz…

Sn. İsmail Saymaz’ın IŞİD kitabı, iktidarın nasıl bir çılgınlık ve gözü karalık içinde olduğunu gösteriyor.

Şöyle diyor İsmail Saymaz’ın alıntı yaptığı Cockburn:
“Türkiye, hükümet ile karşıtları arasında denge tutturabilirdi. Bunun yerine, krizin militarize olmasını destekledi, cihatçıların tarafını tuttu ve Esad’ın kısa sürede mağlup olacağını varsaydı. Oysa böyle bir sonuç ortaya çıkmadı ve bir halk ayaklanması olarak başlayan isyana, Türkiye’nin oluşturduğu koşullarda mayalanıp güçlenen mezhepçi savaş beyleri egemen oldu.” sayfa 57

“IŞİD” kitabının ekte bulunan iki sayfasını okuduğumuzda gerçek daha da aydınlanmış olacaktır.

Sevgi ve muhabbetle…
09.10.2019
Murtaza DEMİR

saskara-sinasi@hotmail.com Şinasi Karaca

Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.
Bir cevap yazın

Yapmalısınız Giriş Yorum yazmak için.

*