SON DAKİKA
Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
22 Mayıs 2019

“ALEVİ TARİHİ, TEOLOJİSİ, MÜŞKÜLLERİ”

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“ALEVİ TARİHİ, TEOLOJİSİ, MÜŞKÜLLERİ”

GündemKültür & Sanat - 22 Mayıs 2019 12:13

“ALEVİ TARİHİ, TEOLOJİSİ, MÜŞKÜLLERİ”

Kişi, bu önsüz sonsuz zamanda ve koca evrende bir hiçtir: Evreni tanı, özünü öldür, benliğini at!

Fakir, bu hiçlik evreninde, temelleri insanlık tarihiyle birlikte atılan ve günümüze Alevilik adıyla intikal eden geleneksel Aleviliği yani ecdadımızın yaşadığı, uğrunda ölümleri-zulümleri göze aldığı Aleviliği savunuyor, hizmet ediyorum. Önce insan sonra Alevi olmaya çalışıyorum. Bu insanlık mücadelesi içinde bir nebze bile olsa değer ifade ettiysem ve ediyorsam; Hak, önce cemi cümlenizin sonra da Fakirin hizmetini kabul eylesin.

“Geleneksel Aleviliği savunuyorum” demiştim. Bu savunuya günümüzün insanlık değerleri olan demokrasi, laiklik, adalet ve eşitlik ilkelerini de ekliyor, bu kapsamda mücadele ediyorum. Şiiri, edebiyatı, felsefeyi, romanı hayatımdan eksik etmiyor, temizliği ve doğayı korumayı önemsiyorum.

Nasıl ki çiçek böcek, susuz-güneşsiz, oksijensiz yaşayamazsa, Alevilik de öyledir: Laiklik olmadan Aleviliğin yaşatılması, iç barışın ve huzurun ikamesi nerdeyse imkânsızdır. Alevilerin dünden bugüne “öteki” damgası yemesinin, eza-cefa çekmesinin nedenlerinden biri laik yaşam tarzını benimsemiş olmalarıdır. Tarihi gerçekliği, yaşanmışlıkları ve Ortadoğu İslam âleminin durumunu da örnekleyerek söylemek isterim ki, Milletimiz, ya laikliğin değerini anlayıp-içselleştirecek, ya da helak olup gidecektir. O yüzden laikliği kurumsallaştırmak ve yaşatmak değerlidir, yaşamsaldır…

Alevilik; dikta, tek adam, mezhepçilik, ırkçılık, faşizm gibi iklimlerde de yaşayamaz, yaşayamamıştır… Dün kırsala sığınıp kültürünü ve inancını saklanarak koruyabilmiş, bugün ise kent şartları kırsalı da içine aldığından ve dahi kent şartlarında yaşamaya zorunlu olduğundan, müşküllerle karşı karşıya kalmıştır. Bu yeni bir durumdur. Aleviliğin bir bakıma “bunalım” yaşamasının altında “kentlilik” gerçeğine adapte olamama, inançsal – teolojik yapısını yeni duruma göre revize edememe gerçeği yatmaktadır.

Aleviler, bugün kentte yer tutmuş, ibadethanelerini açacak noktaya gelmişse, bu imkân, demokrasi ve laikliğin kırıntılarıyla mümkün olabilmiştir ama “süreği bin” olan Alevi, Yol’u birlemekte ciddi güçlükler yaşamaktadır.

Alevilerin kentte de zuhur ettiğini ve bir yöntem arayışı içinde olduğunu gören devlet (hükümetler), bu gelişime engel olmak amacıyla Diyanet’i ve diğer devlet kurumlarını seferber ederek, ayıplı ve incitici yöntemlere başvurmaktadır. Bunlardan biri, “Gri Dede” denilen insanların bir eline pasaport, diğer eline Kuran ve cami vererek, cebine harçlık koyarak aramıza göndermesidir. İyi niyetli bile olsalar, parayı-pasaportu verenin arzu ettiği biçimde, Sünnilikten farksız erkân yürüten, çıkar ve cehalet içinde olan bu insanlara karşı dikkatli olunmalı, baba-ata yadigârı geleneksel Aleviliği dönüştürme çabalarına izin verilmemelidir.

Bir başka sorun, kimi kötü niyetli odakların Alevilerin içinde olduğu dağınıklıktan istifade ederek, Aleviliği Şiilikle özdeşleştirmek üzere Alevilerin, “Hz. Ali, Hz. Hüseyin” adlarıyla inşa edilen camilere çağrılması, bir diğeri, köylerimize cami yapılması adına kampanya yürütülmesidir. Bilelim ki, cami yapılan köy dönüşüp, Sünnileşmekte ve Alevilik adına ilelebet kaybedilmektedir. Alevinin mabedi cemevidir. Bu gerçeğin devlet ve millet olarak kabul edilmesinde sayısız yarar vardır.

Geleneksel Yolumuzun adı; Alevilik, Kızılbaşlık, Bektaşiliktir. Yolumuzun tanımına gelenekte olmayan terim ve yorumların ilave edilmesi, çeşitli tartışmaları ve karşıtlıkları da beraberinde üretmektedir. İçinin boşalmasına, ezeli birliğimizin-dirliğimizin bozulmasına-ayrışmamıza, tartışılan bir itikat-Yol görüntüsü verilmesine ve değersizleşmesine neden olmaktadır.

Kim ne derse desin Alevilik; Doğu, Uzakdoğu ve Orta Asya halklarının kültürlerinden beslenmiş, insani olarak etkilendiği boyutları kabullenmiş, vücut bulmuştur. Söz konusu coğrafyada Bâtıni, Şamanî, Kalenderi, Hurufi, Haydari, Vefai gibi sufi ve tasavvufi adlarla yaşıyorken MS 650 ila 800’lü yıllarda İslam’la karşılaşmış, manevi dünyasına Hak, Muhammed, Ali-Ehlibeyt düsturunu da eklemiş veya eklemek zorunda bırakılmıştır. Bu gerçeğe karşın, Bâtıni-Kalenderi itikadından vazgeçmemiş, Rum (Urum) ve Anadolu Erenlerinin himmeti ve hizmetiyle “Alevilik” dediğimiz külliyat oluşmuştur…

Bu bağlamda Alevilik salt İslam’dan değil, esas olarak insanlıktan beslenmiştir.

Kuşkusuz yazımızın konusu tarih değil, “Alevilik ve müşkülleri” kapsamındadır. Bu yüzden söyleyip geçmek gerekirse, tarihimizi hatmetmeden Aleviliği anlamamız ve çerçeveli bir fikir sahibi olmamız neredeyse imkânsızdır. Tarih ve teoloji gerçeğinden-bilimden bağımsız bir Alevilik tarifi, bugün içinde olduğumuz kör dövüşünü tetikleyen en temel olgulardan biridir.

BİLİMİ-AKADEMİYİ KILAVUZ EYLEMELİ; ERDOĞAN FITRATININ ALEVİ-SÜNNİ ÇELİŞKİSİNDEN BESLENMESİNE ENGEL OLMALIYIZ

Bu bağlamda söylenecek söz; Alevi-Bektaşiler, özellikle de Alevi Kurum ve kuruluşları, Hünkâr’ın “bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” nefesinde vazettiği gibi, bilimi rehber edinmelidir. Kurumlarımız, Alevilik-Bektaşilik konulu doktora tezi çalışan gençlerimizi, özendirmeli, sonrasında istihdam ederek sahip çıkmalıdır. Tarih, teoloji, bilim muhabbetlerinin çoğaltılarak Yol’un yeni koşullarımıza göre tekâmülü sağlanmalı, erkânların yazımında daha geniş bir mutabakat aranmalı, kör dövüşüne son vermelidirler…

Alevi örgütlülüğü emekleme dönemini, tribünlere hitap etmeyi, iç rekabeti geride bırakmalı, daha ileri bir evreye adım atmayı başarmalıdır. Bunca sayıda kurumumuz varken dahi Alevilik, kamuoyunun büyük bölümünde “olumsuz” ve “öteki” anlamda kullanılıyor, siyasetin omurgası bu olumsuzluklar üzerine bina ediliyorsa, “Yol’u anlatamıyoruz, kabahat biraz da bizim” diyebilmelidir.

İnsan bilmediğine düşmandır. Sünni cenahta Alevifobya oluşmasındaki gerçek tam da budur. Dolaysıyla konusunu iyi ifade eden ve yazan ne kadar çok akademisyen yetiştirirsek ve dağarcığımızdaki bilgimiz ve sevgimizle Sünni yurttaşlarımıza ne kadar ulaşabilirsek o derece de başarılı olur, bu yalan ve nefreti azaltabiliriz. Buna mecburuz çünkü biz Aleviler, kimi Sünnilerin kulağına üflendiği gibi “ana-bacı tanımaz, vatan millet bilmez, İrancı, Esatçı, Şiici” olmadığımız gibi en az kendileri kadar yurtseveriz, ahlaklıyız. Aleviyiz; doğrunun, insanlığın, demokrasi ve eşitliğin yanındayız. Aksini dile getirenler, yalan söylüyor, bühtan ediyor günaha giriyor.

Bu nedenle Alevilere karşı kullanılan hegemonik-organize yalan karşısında, Alevi-Sünni bölücülüğü üzerinden ayrıştırıp iktidar olanları ve yine aynı nefret üzerinden ülkenin talan edilmesi gerçeğini dosta-düşmana anlatmalı, özetle yeni ve akılcı bir hat izlemeliyiz.

Aleviler ve modern Türkiye; Aleviliğin tarihe ve gerçeğe dayalı duruşunu anlatacak kadrolara şimdi daha fazla ihtiyaç duyuyor…

Yeri gelmişken söylemeliyim; Aleviliğin tarifi konusundaki tartışmaları tetikleyen bir önemli olgu; Alevilik gibi devasa mirasımızın içsel-deruni-Bâtıni boyutunu anlamak ve yaşayarak anlamlandırmak yerine, sadece tarifine takılmaktır. Bu duruma, “deryada yaşayıp, deryanın farkında olmamak” da diyebiliriz. Biz Aleviler ne Ali’nin, Hüseyn’in, Oniki İmamın öcünü almak üzere teşkilatlanan bir fedain ordusuyuz, ne de Muaviye ve Yezid’in (lanet olsun) yanında Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine kılıç sallayan sapkınlarız!

Biz, bir yanımızla Kerbela’ya gömülen Şah Hüseyn’in bendesi, diğer yanıyla da kökleri Horasan ve Anadolu’da gömülü olan halk kültürlerinin-inancının sentezi ve yaşayan ardıllarıyız. Tarih şahittir ki, ne ecdadımızın İran Horasan-Mevaünnehr bölgesinde yaşadığı İslamlaşma sürecini ve Anadolu’daki yerli halklarla, inanç ve kültürlerle hercümerç olan serüvenimizi inkâr edebiliriz, ne de İmam Hüseyn’i ve Ehl-i Beyt çizgisini yok sayabiliriz.

Bu bağlamda;

400 yıldan buyana bütün araçları, kurumları, sermayesi, işkencesi, darağacı ve cezaevleriyle üstümüze gelen, ne hazindir ki, Cumhuriyet döneminde de değişmeyen sistemin “Alevi karşıtlığı” karşısında; Nesimi, Pir Sultan, Şah Kalender duruşu göstermek, hiç değilse o erenlerin duruşuna saygılı olmak, her babayiğidin hakkı ve haddi olamıyor maalesef. Hele de bu kentlilik olgusu ve gerçeği karşısında. İç sızısı duysak da, gerçek bu…

Aleviliğin deruni-Batini boyutu, maddi dünyada değer bulmuyor. Dahası, bu insanlık mirasını-inancını dert edenlerin sırtında büyük bedellere karşılık geliyor. Yaşıyor, saygı duyuyor, yaşaması için emek veriyorsanız, karşılığının meşakkat, eza-cefa, iç ve dış düşmanların saldırısıyla nihayet bulacağını daha baştan kabul ediyorsunuz demektir. O halde aceleye, telaşa, “biz daha iyi Aleviyiz” yarışına, moda isimlerle fırkalara ayrılmaya gerek yoktur. Tekrar etmek gerekirse, geleneğimizde ve dimağımızda, Yol’un adı Alevilik-Bektaşiliktir; başka isim, sıfat gerekmez; bu tanım ecdadımıza yetti, bize de yeter. Çünkü her yeni isimlendirme-etiketleme anlayışı, çok halisane niyetlerle de olsa (ki, birçoğunun iyi niyetli olduğunu biliyorum) yeni bir yarılmayı-ayrışmayı beraberinde getiriyor.

“BANA GÖRE ALEVİLİK…”

En tuhaf ve anlamsız sözcüklerden biri de “bana göre Alevilik” lafıdır…

Alevi erkânına uyum gösteremeyen ya da bilip tanımadığı için “canım inanç değil mi hepsi aynı” deyip, anlamaya-araştırmaya dahi ihtiyaç hissetmeyen çok sayıda Alevi kökenli arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımız, gerçeği görmemek adına birçok bahanenin arkasına saklanmakta beis görmüyor. Mesela; erkânın bir kısmını alıp, kalanını yok sayabiliyor, bir deyiş veya düazın fıtratına uyan kıtasını-dizesini alıp “işte ben Alevilikten bunu anlıyorum” diyor, geriye kalan onbinlerce yıllık külliyatı görmüyor. Dedelerimizin biz taliplere söylediği şudur; 4 kapı, 40 makamı kabullenip-içselleştirmeden, musahiplik, görgü-sorgu, dar, matem gibi kurumlarını yaşamadan, ikrar vermeden “Aleviyim” diyebilmenin imkânı yoktur. Alevi ana-babadan doğmayı Alevilik sayar; edebi, erkânı, kuralı, kurumu bir yana itersek, her kafadan bir Alevilik tarifi çıkar, kaos olur…

Dolaysıyla canlar beni bağışlasın, “bana göre Alevilik” lafı, konunun cahili olduğumuzun en net göstergesidir. Yolun kurallarına uyup-uymamak keyfiyeti size aittir, kimse sizi zorlayamaz ama bu aidiyet size; kendinize göre bir tarif yapıp “Alevilik budur” deme hakkını vermez.

“O halde nedir” sorusunun yanıtı kitaptır, bilgidir, görgüdür… Hünkâr; “Ararsan bulursun, verirsen alırsın. İnanmazsan gelir görürsün” der. Bir bakıma emek ve sevgidir. 4 kapı kırk makamı tamamlamak, Hakikat Kapısına ulaşmak, Rıza Şehrini aramaktır.

“Yol bir, sürek binbir…”

Kimi arkadaşımız bu nefesi, “istediğin gibi takıl” şeklinde değerlendiriyor, yeni tanımlar, tarifler, kurallar getiriyor. Bazıları ise daha da ifrata kaçıp Yol’un İmam Ali, İmam Hüseyin gibi direklerini yok sayıyor. İslam dünyasına ve İslamcıların sefilliğine baktığımızda arkadaşlarımızın “aman uzak duralım” hissiyatlarını anlıyorum ama İslam’ı, bir kişi, bir mezhep ya da bir cemaatle özdeşleştirdiğimizde ya da tarihi arka planını-gelişimini yok saydığımızda inanın çok yanılırız. Dolaysıyla “Alevilik İslam dışıdır” lafının teolojik ve tarihsel bağlamda hiçbir değerinin olmadığı açıktır.

Şahsen “İslam” denildiğinde, elimde olmadan Madımak Otelinin önünde toplanan ve “yak lan yak” diyerek çılgınca bağıran kalabalığı anımsar, irkilirim ama bir bütün olarak hangi dini mensubiyetin sicili temiz ki… İslam Dininin içinde Ali de var, Yezid de… Hıristiyanlığın içinde İsa Peygamber de var, Onu çarmıha gerip katledenler de… Bu gerçeği idrak ve ikrar ettiğimizde, ecdadımızın neden Yezid’e lanet edip, Ehl-i Beyt’i (Ali’nin evinden olanları) sahiplendiği anlaşılmış olur.

‘Yol bir, sürek binbir’ özdeyişi, öğretimiz bakımından çok değerli ve vazgeçilmezdir. Ancak bu özdeyiş ne kadar değerliyse, bilip-bilmeden onu ayrışmanın malzemesi yapmak da o denli yanlıştır. Çünkü özdeyiş, Yol’un esası-özü aynı olmakla birlikte, erkanın sürülmesi aşamalarında görülen küçük ve bölgesel nüans farklarını tolere etmek amacıyla dile getirilmiştir. Sözgelimi, bir yörede erkânın adı Abdal Musa iken, bir başkasında muhabbet cemi veya birlik cemidir… Birinde görgü şu esaslara göre eda edilirken, diğerinde daha farklıdır, gibi… Bu bölgesel pratiklere sürek denilir. Ancak Yol’un esası-özü değişmez, bütün cemlerde 12 hizmet yürütülür ve bu bütüne de YOL denir…

Keşke bu gerçeği anlatabilsek; anlayabilseler…

Muhabbet ehline, aşk ile.

Murtaza Demir..05/05/2019

saskara-sinasi@hotmail.com Şinasi Karaca.

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

Şinasi KARACA ”Kendi cellatlarını yetiştiren kadınlar” Derken durur dururken kadınlarımız neden kendi cellatlarını yetiştiriyor!.Almış olduğu kültür ve inançtan doğan asırlardır bilinç altında yaşamış büyüklerinin mirası diye biliriz.. Bu konu hakkında Müslüman olmadan önce, Türk kadınlarının ...
"MUHARREM ORUCU NASIL TUTULUR" (Alevilerin yüzde %99'unun kabul ettiği Genel Bilgiler) . -Akşam yatmadan önce niyet edilir.(Özellikle sahura kalkılmaz). Gün doğumu ile gün batımı arasındaki sürede hiç bir şey yenilmez ve içilmez. Güneş batınca Oruç ...
Ardahanda uzun yıllar sonra Sosyal Demokrat Belediyecilik iktidarını büyük farkla kazanan Cumhuriyet Halk Partinin Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir 30 Agustos'da   Bodrumda konser teklifini Ardahanlılara sorarak kabul eden başkan Konserden ...
"Alevilikte Kurban Bayramı Yok mu?" Bazı kimseler Alevi inancında kurban bayramı olmadığını iddia ediyorlar. Bu iddiaların sahipleri Aleviliği yaşamayan, Aleviliğin erkanlarını, ritüel ve ibadetlerini kabul etmeyen, kendi şahsi düşünce ve fikirlerini Alevilik ...
"HAYVAN KESMEYE HAYIR BAYRAMA EVET" R. İhsan Eliaçık Kurban ne anlama geliyor? Kurban Bayramından ne anlamamız lazım? Gurbân (kurban) kelimesi yakınlaşmak demektir; aynı zamanda, yumuşak g (ğ) ile söylendiğinde, ğarip (garip), ğurebâ (gureba) aynı ...
"KURBAN HAYVAN KASIP ET YEMEK DEGILDIR" Kurban Bayramı İnsanlığın Kurtuluş Bayramıdır Kurban bayramının taşıdığı mana sadece hayvan kesip et yemek değildir. Kurban bayramı, özü itibariyle insanlığın kurtuluş bayramıdır. Kurban bayramı ile insan kurban ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.