Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
24 Kasım 2019

“ALEVİLİĞİN TARİHİ SÜMERLERLE BAŞLAR”

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“ALEVİLİĞİN TARİHİ SÜMERLERLE BAŞLAR”

GündemUlusal - 24 Kasım 2019 18:39

“ALEVİLİĞİN TARİHİ SÜMERLERLE BAŞLAR”

Aleviliğin tarihini bazı tarihçiler İslam’dan sonraya, hatta Kerbela faciası sonrasına, bazıları Ali öncesi, bazıları Ali sonrası, bazıları Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelişinden sonraki tarih dilimleri ile sınırlayarak açıklamaya çalışıyor. Alevilik bir din, bir ulus, bir toplumsal sistem gibi toplumsal olgulardan herhangi birisi olmadığı için toplumlar tarihinin Semavi dinleri, sınıflı toplum, uluslaşma süreci vb. gibi hiçbir tarih kesitine girmez, giremez ya da sokulamaz. Aleviliğin tarihi ancak ve yalnız insanlık tarihi ile eşit olan, uygarlık, felsefe, doğaya inanç, sınıflar öncesi gibi insanlık tarihi ile başlar.

Esasında tarihin başlangıcı olan Sümerlerle başlar. Çünkü tarih; üretim, üleşim, tüketim ilişkileri gibi iktisadın doğal yasalarının oluşup, bu yasalar nedeni ile sürü konumunda olan insanlığın iktisadın bu yasaları etrafında toplanarak, insan toplumunu oluşturulduğu yerde başlamıştır. İşte Sümerler, sürü halindeki insanların iktisadın bu yasaları etrafında toplanarak, yaşamak için üretmek, idame edebilmek için tüketmek, bir arada birlikte yaşamak için de paylaşmak, bu bağlamda toplumsal iş bölümü yaparak insan toplumu denen toplumu yaratmışlardır. O nedenle de tarih Sümerlerle başlamıştır. Tabi ki sonraki süreçte, sınıflı toplum, sınıf devletleri, semavi dinler, ulusal topluluklar, ulus devletleri gibi toplumsal oluşumlar devam edegelmiştir…

Alevilik bütün bu tarihi süreçte ne ulus olmuş, ne sınıf egemenliği yaşamış, ne ezen ezilen sınıf konumuna gelmiş, ne devlet olmuş, ne de işgalci, talancı, kolonyalist vb. olmuştur. Evet, Alevilik İslam öncesi dönemde bazı Orta Asya topluluklarında resmi din işlevi görmüş. Fakat söz konusu toplum yapılanmaları, modern devlet yapılanmaları biçim ve içeriğinde değildi. Denebilir ki Alevilik, ideoloji, felsefe, etik vb. gibi bir çok konuda devletleri, toplumları etkileyebilecek düzeye gelebilmiştir. Semavi dinler döneminde İslam’a daha yakın gibi durmuş, ondan etkilenir gibi gözükmüştür, fakat yine de Semavi dinlerin tamamının olduğu gibi İslam’ın da tek tanrılı dinine evet dememiştir. “Allah-Muhammed-Ali” diyerek Sümerlerden kalma çok tanrılı dini, tarihi boyunca yaşatmıştır. Buna “benim kıblem (Kabe’m) insandır” diye eklemiş, “her ne arar isen kendinde ara” diyerek çok derin bir felsefi boyut katmıştır. İnançla felsefeyi bütünleştirmiştir. Böylece inancın dokunulmazlığını kaldırmış, tartışma, eleştiri, özeleştiri alanına indirmiştir. Çok tanrılığı da kabul edilir konuma getirmiştir. Allah bütün semavi dinlerin tek tanrısıdır. Ama Muhammed Müslümanların tanrısı değil, peygamberidir. Fakat Alevilik Muhammed’i tanrı katına çıkartmış, tanrı olarak anmıştır. Ali bir İslam büyüğüdür, Muhammed’in akrabasıdır, ama Alevilik onu da tanrı katına çıkartmış, tanrılaştırmıştır.

Dolayısı ile bazıları tarafından Müslümanlığın içinde bir inançmış gibi gözükse de, Müslümanlıktan farklı olarak tek tanrı değil çok tanrılı bir konum yaratmıştır. Dolayısı ile Aleviliğin İslam’dan etkilendiği söylense, hatta İzzettin Doğan’ın yaptığı gibi büyük bir ısrarla: ”Alevilik İslam’ın Türki yorumudur” diye uyduruk bir yorumda bulunulsa da, Alevilik Sümerlerin çok tanrılı bir yorumudur da denebilir.

Denebilir çünkü sadece İslam’da değil, Semavi dinlerin hiç birisinde çok tanrıcılık yoktur. Türklerde ise böylesi bir şey hiç yoktur. Tarih: Geçmişi olmayanın, geleceği hiç olmaz temeli üzerine yazılır. O nedenle Semavi dinlerde de, İslam’da da, Türklükte zaten hiç olmayan çok tanrıcılık Alevilikte olduğuna göre bu bir tarihi köke dayanıyordur. Bu tarihi kök Sümerlerdir, kültür de Sümer kültürüdür. Söz konusu kültürü Aleviler yaşatmaktadır. Alevilerin yüzlerce yıl, Alevi düşmanı, kanlı katliamcısı olan Osmanlı döneminde yüzlerce yıl devletin ne kadısından, ne müftüsünden ne de başka bir hizmet kapısından destek almadan yasama, yürütme, yargı sistemini kendi içinde barındıran örgütlenme yapısı ile kendi öz yönetimini oluşturarak idame olması da Sümerlerden kalma bir yönetim biçimidir. Bir üzümü en gür yapıp, kırk kişi ile içmek, bir elmayı bir cemaate pay etme vb. gibi üleşim ve dayanışmaların tümü Sümerlerden kalma bir yaşam biçimi ve kültürdür. Sümerlerin çok tanrılı din anlayışını, üç tanrılı, yani çok tanrılı olarak Aleviler yaşatmaktadır.

Alevilik Sümerlerin toplumsal değerlerinin tümünü olmasa bile inançları, felsefesi, uygarlık anlayışı vb. gibi önemli bir kesimini beraberinde taşımış, çağdaşlaştırarak günümüze kadar getirmiştir. Sümerler döneminde oluşmuş olan iktisadın üretim, tüketim, üleşim yasalarını komin biçiminde Osmanlı döneminin tümünde, TC Devletinin ise çok önemli bir döneminde kendi öz yaşamı içinde barındırmıştır. Bununla birlikte Aleviliği İslam içi bir akım olarak görmek isteyen herkesin: Alevi felsefesinin, ideolojisinin İslam’dan daha güçlü olduğunu kabul etmesi gerekir. İslam’ın tek tanrılı dinini, İslam içi bir akım olarak çok tanrılı din konumuna getirmiştir. Sümerlerin çok tanrılı dininde her tanrı farklı bir işlevi yerine getirirken, Aleviler çok tanrılı dinde her üç tanrıya da aynı işlevleri yüklemiş. Örneğin Sümerler’in çok tanrılı sisteminde yağmur tanrısı yağmur, güneş tanrısı güneş vb. ile ilgili iken: Aleviler bu işlevlerin tümünü Allah-Muhammed-Ali üçlüsüne vermişler. Aradaki fark bu kadar. Aleviler tarihleri ile birlikte bölgede ve dünyada ideolojik, felsefi, etik değerler bakımından kendilerine ne kadar yakın ideoloji, felsefe ve insani değerler manzumesi görmüşlerse tümü ile kaynaşma, tümünün değerlerini kendi değerler dağarcığına koyarak tarihin derinliklerine kadar taşıma işlevi de görmüşler.

Alevilik iki boyutlu olarak değerlendirilebilir. Bir boyutu felsefidir, diğeri inançtır. İnanç boyutunda farklılıklar vardır. Örneğin Anadolu Alevilerinde semah, musahiplik, kurban, Allah-Muhammed–Ali üçlüsü varken, Bektaşilikte bunlar olmazsa olmaz değildir. İnanç boyutunda böylesi farklar vardır. Ama felsefi boyutta bu ayrımlar yoktur. Alevilik Nesimi’ye sahiplenir ama Nesimi Alevi değildir. Hallacı Mansur’a sahiplenir, o da Alevi değildir. Ama Hallacı Mansur’un “En el hak” felsefesini tanır, ona bilgi birikimi dağarcığında yer ayırır.

Evet, inanç bazında Alevi olunmaz Alevi doğulur. Fakat felsefi bazda Alevilik yapılır. Aleviliğin felsefi Rafizilik gibi inanç dışı felsefeleri benimsediği gibi, İslam içi felsefi bir akım olan tasavvuf felsefesini de kapsar. İnsanlık tarihinin en büyük facialarından birisi olan Kerbela faciasına karşı çıkıp, Ehli Beyti sahiplenmesi, hâlâ yasını çekmesi de Aleviliğin kapsamının sınırsız olmasından kaynaklıdır. Alevilik sadede Ehli Beyt’e sahiplenmemiştir. İslam Şeriatı tarafından hızarla kesilip cezalandırılarak katledilen İbni Rüşt, Al Kindi gibi Tasavvuf filozofları, Osmanlı’nın katlettiği Şeyh Bedreddin ve yoldaşları, Mevlana, İbni Haldun gibi tasavvuf felsefesinin alim ve filozoflarının felsefi çerçevesini de benimsemiş, sahiplenmiştir.

Alevilik: Bu nesnel yapısından dolayı Sümerlerin üretmiş, başta Asya ve Afrika olmak üzere dünyaya yaymış olduğu inancı da içeren bir felsefedir. Batı dünyası idealizme karşı üç bin yıl önce Hindistan’da doğmuş olan Materyalist felsefeyi, Yunan felsefesi ile bütünleştirerek idealizme karşı bir felsefe boyutuna vardırmışsa, Asya ve Afrika toplumları da Sümerlerden doğan, son ismi Alevilik olarak şekillenen, içinde inancı da barındıran felsefeyi idealizm karşıtı bir felsefe konumuna getirmişlerdir. O nedenle Aleviliğin felsefi boyutu çok geniş alanlar kapsar. O nedenle de tek bir tanımı ve tek bir çerçeve çemberi yoktur. İnancına, ulusal kimliğine bakmaksızın insana ve insani değerlere dair ne varsa hiç birisi Aleviliğe yabancı değildir. Kızılbaşlık da, Rafızilik de, Bektaşilik de, Zerdüştlük de, Şamanizm de, Manizm, Mazdakizm de, Nasurilik de, Mevlevilik de, Tasavvufçuluk da, Ezidilik de: Bağnaz, yobaz, gerici, tutucu olmayan ne kadar ideoloji, inanç, felsefe varsa Aleviliğin dağarcığında derli toplu olarak vardır.

Materyalizm nasıl ki; Hıristiyan dünyasının idealist felsefenin dışladığı, idealist felsefe karşıtlarını, evrim teorisinin kuramcısı, aynı zamanda da inanç sahibi Darwin’den, tanrıya inanmadığı için Roma’da ateşe atılarak yakılan filozof Bruno’ya kadar bütün felsefi akımları kucaklayıp bir potada birleştirerek idealizmin karşısına çıkartmışsa, Alevilik de İslam dünyasının insana dair inançlı, inançsız ne varsa tümünü kendi potasında toparlayarak gerici yobazlığın karşısında felsefi bir güce dönüştürmüştür.

Bu tarihsel/toplumsal/sosyal yapılanmasından dolayı Alevilik, salt kuru bir inanç değildir; Alevilik salt bir inançtan ibaret olsaydı İslam gibi çok ‘güçlü’ bir inanç ve ideoloji karşısında çoktan bitip gitmiş olacaktı. Tabi ki inanç yanı da vardır. Fakat Aleviliğin inanç yanı hem ideolojik, hem de ibadet olarak İslam karşısında son derece güçsüzdür. Ama felsefi olarak müftüleri, imamları tartışamayacakları kadar geri ve güçsüzdürler. O nedenle Alevilik inançla sınırlı değil; güçlü felsefesi ile esas olarak bir insani değerler bütünüdür…

• Teslim Töre

Kaynak; Alevi Dayanışma Ağı-ADA..                

Şinasi KARACA. saskara-sinasi@hotmail.com

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

"DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İÇİN KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMELİ, MARAŞ DOSYASI YENİDEN AÇILARAK GERÇEK SORUMLULAR YARGILANMALIDIR!"   Geçmişte yaşanan acılar kapatılarak, unutturmaya çalışılarak ve insanlık suçlarının protesto edilmesi engellenerek “toplumsal barış” sağlanamaz! Türkiye siyasi tarihi ...
Anayasa Mahkemesi'nden Gezi Direnişi kararı: Gaz kapsülü 7 yıl sonra soruşturulacak Gezi Direnişi sırasında üniversite öğrencisinin polis tarafından göz yaşartıcı gaz tüfeğinden atılan kapsül ile başından yaralanması olayını, “insan haysiyeti ile ...
Alevilik neden Türk'lüktür? Geçmişten beri halk arasında Alevilerin (Kızılbaş ve Bektaşi toplulukların) “öz Türk” ve Aleviliğin de Türklerin İslam imanını algılama biçimi olduğuna dair genel bir kanaat vardır. Bu kanaati besleyen ...
Kızılay'da dudak uçaklatan maaşların altından AKP'liler çıktı Kızılay Yönetim Kurulu, AKP adayları ile akrabalar tarafından dolduruldu. Deniz Feneri davasında ‘Güveni kötüye kullanma’ suçundan hüküm giyen Kızılay Genel Müdürü Altan, AKP Milletvekili ...
Kadınları aşağıladığı için açığa alınan okul müdürü ‘öğretmen’ olarak göreve döndü! İzmir’in Karaburun İlçesinde sosyal medya hesabında Necip Fazıl Kısakürek’e ait olduğu iddia edilen, “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya ...
ÇOCUKLARIMIZIN BEYNİNE TECAVÜZ EDİYORLAR! Yargı, yasama, yürütme… Ve demokrasinin olmazsa olmazı, özgür basın… Tümünü tasfiye ettiler… Ülke tek adamın yap-boz tahtası oldu… “Filtre zorunluluğunu erteleyin” diyor, alkışlıyorlar, veto ediyor yine alkışlıyorlar… Tek adamın zavallı vekilleri! Ve zavallı ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.