SON DAKİKA
Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
25 Şubat 2018

“PINAR KAFTANCIOĞLU’NUN YAŞAMI”

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“PINAR KAFTANCIOĞLU’NUN YAŞAMI”

BölgeselGündem - 25 Şubat 2018 18:29

“PINAR KAFTANCIOĞLU’NUN YAŞAMI”

Birbirine duygu geçirebilen, galeyana gelebilen, tek ve ortak bir düşman söz konusu olduğunda kenetlenen bir ulusuz her şeye rağmen…

Geçen hafta dünyalar güzeli bir evladın yasındaydık topyekun. Uzunca bir zaman sonra gündemi takip ettim, haber kuşaklarını izlemeye çalıştım. İzlemeye tahammül edebildiğim bir haftalık süre içinde arka arkaya hakikaten “iğrenç” cinayetler, olaylar, haberler çıktı.

Öncesinde de aynıydı; sonrasında da değişir mi bilmem.

Nereye bağlanırsa bağlansın, ben bozulmanın sebebinin aile içlerindeki bozulma olduğuna inanıyorum. Ebeveyn zincirindeki müthiş kopuşlar… Yakınlara baksanız böyle, arkadaşlara baksanız böyle, komşulara baksanız böyle, çalışanlara baksanız böyle…

Çocuk gelişiminde, eski deyiş ile “terbiyesinde” üçüncü nesil, yani anneanne babaanneler kızağa alınınca kırıldı olay.

Terbiyenin (bunu sertlik anlamında söylemiyorum) alındığı yerler ve anlar vardı. “Ellerini yıkamadan sofraya oturma; lokmanı bitir; annene ‘eline sağlık’ de; izin almadan asla bir şey alma; ister arkadaş olsun ister akraba, kimsenin dolap kapağı açılmaz; ‘lütfen’ demeden hiçbir şey istenmez; biri sana bir şey verdiğinde mutlaka teşekkür etmelisin; öğretmen ne diyorsa dinlenir, saygıda kusur edilmez, o da senin annen/baban sayılır; bakkal amcadan ekmek al gel; annen, baban, büyüklerin konuşurken sözlerini kesme; küçük kardeşin sana emanettir, koruman gerekir; kediye köpeğe taş atılmaz, kötü davranılmaz; komşu teyzen, amcan mı geldi? Ayak ayak üstüne atılmaz, el öpülür, ‘hoş geldiniz’ denir, kolonya getirilir; ağır eşya taşıyan komşu teyze/amca evlerine kadar geçirilir; kokusu yayılan bir şey piştiğinde üzerine peçete örtülüp içinde ne olduğu gösterilmeden komşuya yollanır…”

 

Ne çok şey vardı?

Mahallede bir düşküne yardım edildiğinde o yardımın gizliliğinin, bunun bir aile sırrı oluşunun belletilmesi vardı. Üçüncü nesil ebeveynlerin harçlık verme ritüeli vardı ki bu ritüel onların hayatta atıl olmadıklarının, güçleri olduğunun çocuğa gösterisiydi. Bayramlarda sofranın başındaki dede, ritüelin tam merkezinde, torun için bir saygı unsuru idi.

 

O kadar çok hatırlıyorum ki…

Hafızamda bütün kuvvetiyle yer eden şeylerden biri annemin gerçekten yoğun, kendisini çok zorlayan öğretmenlik hayatına rağmen okuldan eve geldiğinde önce bize sofra hazırlaması…

Her gün, hiç istisnasız her gün yaptı. Birbirinden zor yemekler, geceden mayalanan yoğurtlar, pişirilen poğaçalar, babaannem (“ebe” derdik ona) seviyor diye onun dişlerinin kesebileceği yumuşak yemekler ve çorbalar…

“Çiçek” dediği karnabaharı çok severdi ebem. “Çiçek pişir sen gelin” diyen ebemi annem onca işi arasında hiç kırmazdı. Kırmızı, mor, siyah kadife kumaştan elbise düşkünlüğüne sahip bu dev kadının koluna girip Bursa Pasajına kumaş almaya götürüşlerine, eve yorgunluktan dizleri titreyerek dönüşlerine şahit olarak büyüdük ağabeyimle.

 

Kars’tan kendi kültürünü İstanbul’a taşımış bu şahane babaanneyi annemin asla hakir görmediğini, saygısında kusur etmediğini de hatırlarız.

Annem nezaketi, zarafeti, saygıyı sunardı aileye. Babam emeği, biraz şımarma hallerimizi, insan, hayvan ve doğa sevgisini…

Babaannem ise evin tek kelime ile “reisi” idi. Kural koyan da ekseriyetle o idi. Babam ezkaza işten geç gelse, biraz da babaannemi şüphede hissettiren halleri varsa vay haline! Gelinini koruyan annesinden zılgıtı yerdi. Bu hal ve davranışları ile erkek gücünün de üzerindeki kadın gücünün benim gözümdeki sembolüydü.

Annemin ebeme, yani babaanneme saygısı öylesine iliklerime işlemiş ki aynı davranış kültürünü ben de sağlıklı bir şekilde çocuklarıma geçirebildim.

 

Sanıyorum ailemin bana kattığı, özümsettiği pek çok şeyi geçirebildim.

Babamı düşünüyorum. Her akşam işten gelirken bana, yani o zamanlar sadece yedi, sekiz yaşlarında bir kız çocuğu olan bendenize muhakkak bir demet çiçek getirirdi. Kız çocuğu olmanın eksikli değil, bilakis çok süper bir şey olduğunu babamdan öğrendim ben.

 

Doğduğum gün “kızım oldu” sevinci ile tüm maaşını hastanede bahşiş olarak dağıttığını da annemin bu olayı gururla anlatışından bilirim. İşin komiği ağabeyimin uzunca bir süre beni sırf kız olduğum için pek kıymetli bir şey sanışı… Hâlâ öyle düşünüyor mudur bilmem?

Demem o ki eğer babaannem sırf bize bakmak için Kars’tan hiçbir zaman sevemediği İstanbul’a gelmemiş olsaydı biz çok eksikli olurduk; güvende, saygıda, kültürde… İyi ki varmış.

 

İyi ki annem okuldayken onun gayet güzel popomuza tokat atan, ama kartal gibi bizi koruyan kanatları altındaymışız.

Güven duygusu insanı kendisi ile barıştırıyor. Dünyaya, insana “dost”, “kardeş” gözü ile bakabilmeyi sağlıyor. Kendinize güvenen biri olduğunuzda sevmeyi biliyorsunuz, seviliyorsunuz, sağlıklı ilişkiler kurabiliyorsunuz. Sağlıklı insan ilişkileri ile beslenen ruhunuz sapmıyor, sapıtmıyor. Tensel ve tinsel olarak doygun ve doyumda yaşıyor. Ne olursa olsun manyaklaşmıyor.

 

İnsanın iç dünyası binlerce etken ile tamamlanıyor. Ebeveynlerinin sevmediği, değer vermediği, emek vermediği; ailesinden sadece şiddet, öfke, dayak, korku ve nefret duygularını alarak, bu duyguları içselleştirerek, gördüklerini modelleyerek büyüyen bir ruhtan sağlıklı davranışlar beklemek saflık olur.

 

Ben geniş aileleri doğru bulanlardanım. Evinde ona sevgi veren dede, anneanne, dayı, amca, kuzenler ile büyüyen çocukların her yönüyle tamamlanmış olduğuna inananlardanım. Sadece çocuğu değil, çocuğun genç ve esasta hâlâ toy olan ana-babasını gözleyen, onları doğruya yönlendiren yapı, geniş ailedir. Tüm bireyleri için, en çok da çocuk için müthiş bir güven duygusudur.

 

Aileyi aile yapan, büyüklere saygıdır. Onları sofraların baş tacı, geleneklerin yaşatıcısı, en tatlı sofraların kurucularıdır. En tatlı kuralları büyükler koyar, torunları en çok onlar sever. Ailenin ne denli kutsal olduğunu; hırsın, hasedin, fesadın ne kadar yakıcı olduğunu en iyi onlar bilir. Bir bakışta durgunluğumuzu fark eder; bir bakışta kırık, kırgın olduğumuzu anlarlar. Olgunluk ve tecrübe ile ailedeki tüm yaraları da kolayca sararlar.

 

Eğer içten ve ruhtan bir arıza yoksa, çok istisnai durumlar hariç, sevgi, saygı dolu bir aileden canavar yetişmez. Doğurduğu çocuğu kötülüklerle büyüten, ondan vazgeçen, unutan, emek vermeyen insan toplulukları için çözümler bulmalıyız. Fark edilmelerini, ıslah yöntemlerinin sosyal hizmetler ile denenmesini, yaptırımların uygulanmasını; devlet elinden önce komşu ve akrabaların sorumluluk hissetmelerini, kaçmamalarını, herkesin yaşadığı dünyaya elinden gelen emeği vermesini diliyorum.

 

Fark edip başını okşadığımız tek bir çocuk bile olsa, onun hayatı değişir. Kötülükler çarkını geri çevirebilmek adına bugün bir şeylere başlayalım hepimiz. “Yıkan” değil yapan, yaratan, sevgi dolu, kültürlü, doygun, okuyan ve anlayan çocuklar yetiştirelim. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. Gücümüz, moralimiz hep yüksek olsun; iyi olacağımıza dair inancımızı hep koruyalım, inanalım, güvenelim istiyorum. İntikam duygusu ile değil, tamir edebilme duygusu ile hareket edelim istiyorum. Faydalı gördüğümüz derneklerde çalışalım, elimizden ne gelirse, ne olabilirse…

 

En azından kendi çevrelerimizde…

Yarışalım birbirimizle…

İçimden geldi ve güzel aileleriniz ile kurduğunuz güzel sofralarınızda dokuz yıldır var olduğumuz için tekrar teşekkür etmek istedim. Sofralar bizim ağzımızın tadı, huzurumuz, gücümüzdür. Sakın vazgeçmeyin.

Notum var bu arada. Hava fena soğuk. Bal ve pekmez güzelce dondu. Donar da… Gerçek bal donar, gerçek pekmez donar. Arı ne kadar çok çiçekten besin almışsa, beslendiği flora ne kadar zengin ise bal o kadar hızla donar. Donmuş kavanozların kapağını kapatıp 45 dereceyi geçmeyen bir suyun içine oturtun. Sonrasında da oda sıcaklığında muhafaza edin. Bal donmuyorsa, pekmez donmuyorsa orada bir sorun var demektir.

Bir not daha…

 

Süt ve süt yağı durumu. İnanılmaz geliyor. Zaman zaman da sorular geliyor, anlıyorum.  Mısır slajı ve süt besi yemi ile beslenmeyen, gerçek yerli ırk, genetik müdahale görmemiş ineklerde olan bir durum bu. En son 60-70 sene önce görülmüş olabilir. %5,50 – 6,50 arası yağ oranı ve acayip yüksek protein değeri ile ürettiğimiz sütün bir eşi benzeri yok. İnek anaç ise, yavrusu doğmuşsa yağ hali artar. Bu yağ, olabilecek en sağlıklı mera yağı.

 

Ne küspeden, ne pamuktan, ne de acayip yem rasyolarından kaynaklanıyor. Gerçek otun ve korunganın ta kendisinden gelir.

Aldığınız sütü her türlü analize, üstelik karşılaştırmalı gönderebilirsiniz. Asıl sorulması gereken buna sahip olmayan sütlerin neden sahip olmadığı… Sahip olması gereken yağ, protein ve besin değerleri düşük çıkan, muhtemelen GDO’lu yemler ile beslenen hayvanlardan alınan süt üreticilerine sorular sorulması daha doğru sanki…

Bu sütten peynir yaparken kesinlikle damla/mikrobiyel maya kullanılmaz. Tereyağı yaparken de laktoz oranının rahat sindirilebilir olması için ayrandan, yani yoğurttan tereyağı ve lor yaparız. Bunların ikisi de üretimde verimi düşüren ama değeri arttıran teknikler. Mandıramız çiftliğin içinde, tüm ruhsatları, analizleri, denetimleri ile her daim ziyarete açık.

NOT:  1980’de öldürülen gazeteci-yazar Ümit Kaftancıoğlu’nun kızıdır. Pınar Kaftancıoğlu, adı kulaktan kulağa yayılan  Nazilli’deki İpek Hanım Çiftliği’nin sahibidir. Kızının adını verdiği çiftliğinde sebzeden zeytinyağına, bulgurdan peynire, baldan ekmeğe 175’e yakın ürün bulunmaktadır.

KAYNAK ; ALINTI.

Şinasi KARACA<saskara-sinasi@hotmail.com

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

Erdoğan atama isteyen öğretmene böyle kızdı Türkiye 24 Haziran erken seçimlerine doğru giderken miting meydanlarından ilginç görüntüler gelmeye de devam ediyor... Türkiye 24 Haziran erken seçimlerine doğru giderken miting meydanlarından ilginç görüntüler ...
Her mahalleye kıraathane değil, her mahalleye kreş SELİN SAYEK BÖKE 13.06.2018 09:19 24 Haziran’a 12 gün kala AKP’nin “dâhiyane’” vaatleri 16 yılın sonunda geleceğe dair söyleyecek sözü kalmamış olan iktidarın çaresizliklerine işaret ediyor. ...
"ERDOĞAN'DAN SONRASINA İLK HAZIRLANAN MELİH GÖKÇEK" İktidar çevrelerinde garip bir sessizlik var. Bu kez işlerin çok yolunda gitmeyeceğine inananların sayısı giderek artıyor. Bunun için kanıt aramaya bile gerek yok. Erdoğan önceki gün miting meydanından ...
"Alevilerce orucu tutulmayan Ramazan'ın Bayramını kutlamaları, gerçeği yansıtmıyor". Muaviye ve Yezid’e lanet okuyan, diğer tarfata Muaviye’nin uygulaması-icadı olan Şeker-Ramazan bayramını kutlayanlara çağrımızdır. Eğer Muaviye ve Yezide lanet getiriyorsanız o zaman, Şeker-Ramazan bayramını ...
MUHARREM İNCE Cumhurbaşkanı Adayı Sn. Muharrem İnce, memleketi uçurumun kenarına getiren ve halen milletten oy isteyen Erdoğan’ı anlatırken birden duraksıyor, yüzüne acı bir tebessüm yayılıyor ve şöyle diyor; "bu şartlar altında ...
Ardahan'ın Damal ilçesinde 'doğal mucize' olarak nitelendirilen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün silüeti, Karadağ sırtlarında görülmeye başladı. Her yıl 15 Haziran- 15 Temmuz tarihleri arasında saat 17.55- 18.10 arasında ortaya çıkan Atatürk silüeti, Ata ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.