SON DAKİKA
Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
10 Ağustos 2019

“TARİHİMİZİ DOĞRU KAYNAKLARDAN ÖĞRENECEĞİNİZ ESERİMİ BİLGİLERİNİZE SUNMAKTAN ONUR DUYARIM”

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“TARİHİMİZİ DOĞRU KAYNAKLARDAN ÖĞRENECEĞİNİZ ESERİMİ BİLGİLERİNİZE SUNMAKTAN ONUR DUYARIM”

GündemUlusal - 10 Ağustos 2019 11:40

“TARİHİMİZİ DOĞRU KAYNAKLARDAN ÖĞRENECEĞİNİZ ESERİMİ BİLGİLERİNİZE SUNMAKTAN ONUR DUYARIM”

Murtaza Demir

1950 yılında Sivas/Banaz Köyünde doğdu. İlkokul sonrası (1963) Ankara’ya geldi. Ekonomik nedenlerle eğitim olanağı bulamadıysa da, okumaktan geri durmadı. 20’li yaşlarında Fransız ve Rus edebiyatı klasiklerinin neredeyse tamamını okudu. ‘Diplomam da olsun’ diyerek epey çaba gösterdiyse de liseyi bitiremedi. 40 yıl süren ticari uğraşıdan sonra emekli oldu.

“Aleviliğin özgürleşmesi, yaşanması ve yaşatılması” çabasına, 1974 yılında müdahil oldu. Üyesi olduğu Banaz Pir Sultan Abdal Derneği’nin 1980 darbesiyle kapatılmasından sonra, 1988 yılında Ankara’da yedi arkadaşıyla birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) kurucuları arasında yer. Derneğin Kurucu Başkanlığına getirildi. 1998 yılına değin kesintisiz 10 yıl genel başkanlık görevinde bulundu.

Mahkemeye 1997 yılında başvurulmasına karşın, kuruluşuna ancak 2000 yılında karar verilen Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığına getirildi. Bu görevi farklı zaman dilimlerinde arkadaşlarıyla dönüşümlü olarak 2018 yılına değin sürdürdü.

Yurt içinde ve dışında çeşitli program, panel ve açık oturumlara konuşmacı olarak çağrıldı. Dergilerde ve Cumhuriyet Gazetesi’nde çok sayıda makalesi, söyleşisi yayınlandı. Radyo ve televizyon programlarına katıldı, basın açıklamaları yaptı.

Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 tarihinde PSA Şenliklerinin katılımcılarını katletmek kastıyla düzenlenen ırkçı-şeriatçı saldırı sırasında Derneğin ve Şenlik Komitesinin Başkanlığını yürütmekteydi. Katliam anında Madımak Otelindeydi. Bu mücadele sürecinde üçü DGM’de olmak üzere otuzdan fazla davadan yargılandı.

“Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi; Alevilik” ve “Ateş-i Aşk” adıyla yayımlanan iki kitabı bulunuyor.

Halen Odatv’de köşe yazarıdır…

***********************************************************************
KİTABIN “GİRİŞ” TANITIM YAZISI

Neredeyse bir insan ömrü kadar zamanı yollarda geçiren konargöçer Türkmenler, burada, yerleşik bir toplum ve yaşam şartlarını kolaylaştırmayı başarmış bir medeniyetle karşılaştılar.

Anadolu topraklarına ayak bastıkları günden itibaren iç bölgelere doğru yol aldıkça, gördükleri farklı yaşam ve kültürler karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Merakları ve göçer karakterleri, onları daha iç bölgelere doğru yürümeye sevk etti. Daha öteyi merak ederek yürüdüler, yürüdüler…

Erzincan bölgesinden, Ankara çevresine, oradan Eskişehir, Söğüt, Bilecik coğrafyasına geldiler. Batıya doğru yol aldıkça hava yumuşuyor, doğa bereketleniyordu. Ev, ocak, çoluk, çocuk, davar, sığır ve kıl çadırlarıyla gidiyorlardı: Denize dayanınca durdular… Daha ötede koca bir derya görünüyordu. “Toprak tükenmişti herhal!” Burası dünyanın sonu olmalıydı…

Eğleşip kalmaya; bu bölgeyi yurt tutup yaşamaya karar verdiler. Burada sığırlarına, koyunlarına yeterince ot, kendilerine bağ, bahçe, tarla bostan buldular. Karakterleri gereği daha ötesini merak etmiyor da değillerdi hani. Ama deniz bu meraklarını karşılamaya engel oluyordu: Denizi bilmiyorlardı. “Derya” dediler…

Yerli halklar tarafından, yeni geldikleri bu bölgede ilgi gördüler, iyi karşılandılar; İlgiden öte yardım da gördüler. Doğrusu Bizans’ın yaşama biçimi, sosyal hayatı ve zenginliğini dengeleyecek kültür unsurlarına sahip değildiler: Oysa bu yeni ve medeni coğrafyada tutunmak ve kalıcı olmak için kol gücünden başka, özellikler de gerekiyordu. Türkmen’in, çevre, mimari, üretim, ticaret ve sanat gibi “zahiri” dünyaya dair birikimi yoktu ama içtenlikli halleri, “batini” tarzları, yaşam felsefeleri ilginç, insani ve ilgi çekiciydi.

Bu iki kültürün insanları, karşılıklı olarak birbirlerini tartarak tanımaya başladılar. Yeni gelenlerin, Bizans toplumunu cezbeden, ilgi çeken bir özelliği daha vardı; erenlerinin felsefi ve “uzlaştırıcı evreni”. Bâtıni erenlerinin felsefi deryası, en kötü olumsuz durumları dahi “tevekkül”le karşılıyordu.

Ortodoks Hıristiyan din adamlarının ve Bizans yöneticilerinin maddeci, şekilci yaklaşımından mutsuz olan yerli halk, yeni gelenlerin inanma, tapınma ve Tanrı anlayışlarına sempatiyle bakmaya başladılar. Bizans halkı, Horasan erenlerinin ırk ve din farkı gözetmeyen, yetmiş iki millete aynı nazarla bakan ve “bir lokma bir hırka” deyiminde somutlanan yaşam anlayışlarını farklı ve ilginç bulmuş, etkilemişlerdi.

Osmanlının silahlı askerlerinden önce bu yoksul Türkmen Abdallar gitmişti Bizans ve Frenk illerine. ‘Urum Erenleri’ ya da ‘Urum Abdalları’ deniliyordu bu gelenlere. Bizans ve Frenk ülkesinin insanları, bu zararsız, garip ve yoksul dervişleri konuk etmişler, yer yurt vermişler, buralarda kalıp tutunmalarına önayak olmuşlardı.

Dervişler, genellikle tekkelerinde oturuyor, insanlara birbirini sevmelerini, dünya malı ve zevki için kötülük yapmanın en büyük günah olduğunu öğütlüyor, öğüt vermekle kalmayıp, insanlara nasıl öğüt veriyorlarsa, öyle yaşıyorlardı. Yerel halk, Bâtıni dervişlerinin özü sözü bir davranışlarından, “bir hırka bir lokma” deyimine uyan yaşam tarzlarından etkileniyordu.

Tekkelerde kadınlı erkekli toplantılarda; Tanrı’nın bütün insanları eşit yarattığını, bireyin salt Tanrı’ya karşı sorumlu olduğunu, aracı istemediğini; insanın insana zulmetmesinin ve haram lokma yemesinin, büyük günah olduğunu, böylelerinin Tanrı tarafından mutlaka cezalandırılacağını ifade ediyorlardı. Oysa Hristiyan Papazlar etmediğini bırakmamıştı bu halka. Şekli kuralları da, maddi talepleri de bitmek tükenmek bilmiyor, habire istiyorlardı.

Bâtıni dervişlerinin getirdiği yeni dinde, ibadetin “şartları” da yoktu, şekli de. Bu yeni dine göre ibadet; her yerde, her koşulda, istenilen zamanda yapılabilirdi. “Tanrıdan korkmak değil, sevmek, hemhal olmak” gerekirdi. Hatta Tanrı gibi olmak bile mümkündü: Onu kendi benliğinizde hissedebilir, parçası olabilirdiniz. Bâtınilerin dini korkutucu, cezalandırıcı değil, sevecendi: “İnsana, şah damarından daha yakındı.”* Bu dervişlerinin Tanrı’sı, ceza vermek için fırsat peşinde koşan biri de değildi. İnsanı kötülüklerden koruyor. Arkadaş gibi davranıyor, hep iyiliğe yönlendiriyordu. Kendisine ulaşmak için aracı istemiyor, karşılık beklemiyor, “nerede istiyorsan orada hazır oluyordu.”**

Başta; Dede Kargın, Baba İlyas Horasani, Baba İshak, Hace Bektaş Veli, Taptuk Emre, Yunus, Mevlana erenler olmak üzere, barışçı ve evrensel insan tasarlayıcısı Bâtıni dervişlerinin Anadolu toprakları üzerinde yaktıkları meşale, önce bu yeni ülkeyi, daha sonra da kıtaları aydınlatmaya başladı. Tekkelerin, Hristiyan, Müslüman ayırımı yapmadan verdiği insanlık dersi, Asya ve Avrupa’ya ulaşan bir düzeye geldi.

Bâtıni dervişlerden sonra silahlı, külahlı, katı yürekli savaşçı Türkler geldi. Bâtıni Türkmen dervişleriyle aynı kökten gelmelerine karşın ne kadar da farklıydılar: Bunlar dervişlerin dünyasından olamazdı! Her yeri kasıp kavurup, taş üstünde taş bırakmadılar. Sonra da, “yükte hafif pahada ağır” ne varsa alıp gittiler. Yerli halktan; genç kız ve kadınları alıkoyuyor, on iki, on üç yaşlarındaki küçük erkek çocuklarını bile anaların kucağından söküp alıyor, “ulufe” adı altında Osmanlı ülkesine götürüyorlardı. Çocuklarının, Osmanlı ülkesinde mal gibi alınıp satıldığını duymuşlardı. Eş ve çocukları kucaklarından alınan ana/babaların içi kan ağlıyor, canlarından can kopuyordu sanki… Ürkmüşlerdi. Artık yaramazlık yapan çocuklarını “Türk geliyor!” diyerek korkutuyorlardı.

İşgal bitmiş, geride, kendi beyleriyle işbirliği yapan bir Türk beyi, askerleri, bir de işte bu sevimli, güler yüzlü sufi dervişler kalmıştı. Artık yaşam daha zordu. Yaralarını sarıyor, acılarını içine gömüyor, yaşamı normale döndürmeye çabalıyorlardı. Belli ki, hiç-bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bizanslı beylerin ve papazların sonu gelmez isteklerine, bir de Türk beylerin talepleri eklenmişti. Ve Türklerle birlikte yarı işgal bir yaşam sürecini kabul etmek zorunlu olmuştu.

Türk beyini ve askerlerini pek gördükleri yoktu ama bu sevimli sufi dervişlerle iç içeydiler. Osmanlı, bu yaban illerde, dervişlerin yeniden sağalttığı insani ilişkiler üzerinde büyüyordu. İşgal ettiği ülkelerde, işgal sonrasının kalıcılığını Bâtıni dervişlerin uzlaştırıcı evreniyle sağlıyordu. Tekkeler kuruluyor, tekkelerin çevresine yeni Türkmen simalar yerleşiyor, Hristiyan halkla aynı mekânda ibadet ediliyor, herkes Tanrı’sına kendi dili ve gönlüyle ibadet ediyor, manevi tatmin buluyor, cenazeler aynı mezarlığı defnediliyordu. Bu kolaylaştırılmış tapınma sayesinde, yaralar sarılıyor, işgalin tahribatı daha az hissediliyor, yeni gelenlerle yaşamak, yaşamı tek düzelikten çıkarıp, zenginleştiriyordu.

Kılıcıyla gelen Osmanlı, gözle görülür zenginliğe dair ne varsa alıp gitmiş, işgalden geriye; yoksulluk, evlat acısı, harabe köyler ve dervişler kalmıştı. İşgal döneminin büyük tahribatının yaralarını büyük ölçüde onlar sarıyor, yaşanan bunca trajediden sonra yaşam, onların yaydığı manevi iklim nedeniyle daha bir çekilir oluyordu.

Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” olarak tanımladığı Bâtıni dervişler inanç önderiydi: Halktan istedikleri bir şey yoktu. Tekkelerini kurmuş, çerağını yakmış, kendi hallerinde oturuyor, başta post dedesi olmak üzere herkes çalışıyor, ekip biçiyor, yetecek kadar üretiyor, ürettiklerinden eşit olarak yararlanıyorlardı. Boş zamanlarında oturup birlikte ibadet ediyor, ibadet sonrasında da lokmalarını karıştırıyor:
“Elimde yoktur okka ile terazi / Herkes hakkına oldu mu razı?” diyerek, cemaatten helallik alınmasından sonra rastgele bölüşüyorlardı. İşte sosyal, siyasal, ekonomik zorunluluklar nedeniyle Horasan’dan kalkıp Anadoluyu yurt belleyen Türkmen taifesinin Anadolu ve Balkanlardaki hikayesi böyle başlıyordu…

İNDEX, BÖLÜM VE BAŞLIKLAR

1. Bölüm
Türkler İslamı İsteyerek Mi Seçti?
Arapların Türklere İlk Saldırısı Anadolu Selçuklu Devleti (1075-1308), Baba İlyas Türkmen’in Anadolu Serüveni; Acem Yurdu
Timur’un Anadolu’yu yağmalaması; Fetret Devri

II. Bölüm,
Osmanlı Devşirmeler İmparatorluğu Muydu? Değişim, evrilme… Gerçeği Tahrif; Hace Mi, Hacı Mı? Ve Aslını İnkâr Etmek…
Türk Unsurlar Anadolu’ya Gaza ve Cihad’a Mı Gelmişti? Nereden Nereye
Halkı Acıtan uygulamalardan biri de vergi sistemiydi
Adil bir yönetim istiyorlardı…
Çağa direniş… Aleviliğe ve Türkmen’e karşı önlemler
II. Bayezid (1447–1512), (Saltanatı 1481–1512)
II. Bayezid ve Cem
Yavuz’lu-Yezitli, lanetli yıllar (1512–1520)
İbn-i Kemal Paşazade’nin Fetvası
Müftü Hamza Saru Gürz’ün fetvası
Yavuz’un Türkmen kıyımı kararı…

III. Bölüm
Safevi Kızılbaş Devlet-i; “Devlet-i Kızılbaşan”
Şah Haydar
Şah İsmail Hatai: (1487–1524) Hatayi
İsmail’in, ‘Şah’lık için Tebriz’e yürüyüşü
İsmail, Osmanlı toprakları’ında faaliyet yürüttü mü?
Kızılbaş Devletini Kuran Türkmen Oymakları
Çaldıran Savaşı, ‘Derin’ nedenler… Yavuz ve İsmail’in mektupları
Efsanenin Sonu
Hatai’yi resmi tarih ezberiyle yazmak ve bir eleştiri
Pala’nın kılavuzu Diyanet!
Dar, görgü, cem, dem…
Diyanet’in kılavuzu İdris

IV. Bölüm
Kızılbaş kıyamında Kürtler, Selim’e gönderilen ariza
Süğlün Baba Kıyamı
Şeyh Sait
Kanuni Sultan Süleyman devri (1520–1566)
Sünni ulema, devşirme dayanışması
II. Mahmut
Bâtıni karakterli kıyamların nedeni

IV. Bölüm
Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı dönem
Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı tarih aralığına dair
Şah Kulu Kıyamı (19 Nisan 1510)
Kalender Çelebi Kıyamı’nda Pir Sultan Abdal
Hükümler, fetvalar ve ehl-i şer
Türkmen’in Yönetimden Tasfiyesi: Neden, Sonuç
Tarihle Övünmek
Göçerlik Sorunu

V. Bölüm
Bilimsel veriler ‘son Türk Devletini tehdit ediyor!
Aleviliğin güncel sorunlarına dair…
Alisizler, ikbalciler, Pazarlamacılar
Kültür ve Akıl Fukaralığı
Aleviliğin ritüel sorunu ve teolojik hafızası
Alevilik-Kızılbaşlık nedir?
Cemevleri
Büyük kent ve Alevilik
Aleviler mum söndürür mü?
Sessiz ve susuz oruç; Yas-ı Muharrem
Sonuç…

İLETİŞİM VE İSTEME ADRESİ:

1- TELGRAFHANE YAYINLARI

Adres: Adakale Sk. 16/9 Kızılay Çankaya /ANKARA Tel: (0312) 433 03 58
Faks: (0312) 433 03 59

E-Posta: iletisim@telgrafhane.org

2- https://www.kitapyurdu.com/…/kusatilmis-bir-ina…/501946.html

Murtaza Demir..
saskara-sinasi@hotmail.com Şinasi Karaca.

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

Erdoğan: ''İsmet İnönü'nün ülkenin başında olduğu dönemde Amerikan yardımları bahane edilerek tüm stratejik savunma sanayi projelerinin iptal edildiğini, araştırma geliştirme ve üretim faaliyetleri durdurulduğunu, fabrikaların kapısına kilit vurulduğunu, eğer o gün ...
"YENI HAVA ALANI SIVIL HAVACILIGI ETKILEYECEK" Ekoloji Uzmanı Kantarcı, İstanbul Havalimanı hakkındaki felaket senaryosunu anlattı: Kara delik gibi sivil havacılığı eritecek14 Ağustos 2019 Çarşamba Ekoloji uzmanı Prof. Dr. Doğan Kantarcı, İstanbul Havalimanı ...
"ALEVİLİK MEZHEP DEĞİLDİR, KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇTIR" DEDE TURAN. Dede Turan: Alevilik mezhep değildir, kendine özgü bir inançtır. Edremit’te düzenlenen Pir Sultan Abdal 9. Kültür Etkinlikleri, Mehmet Turan Dede’nin katıldığı muhabbet programı ile ...
"KURBAN VE SÜNNET! ALEVİLERE NE OLUYOR?" Alevilikte kurban bayramı var mı? Konumuz kesmek, kan akıtmak, bakalım acaba halimiz nicedir? Bu iki inanç ve gelenekte tamamen Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle uzaktan yakından bir ilgisi ...
"ALEVİ İMAM HATİP LİSESİ OLARAK BİLİNEN ASİMİLASYON PROJESİNE TEPKİ" KAMUOYUNUN BİLGİSİNE ​​​​​​​​​ 10.08.2019 İçinde yaşadığımız şu günlere ve tartıştığımız olaylara gelecekten bir gözle baktığımızda; Alevi toplumunun geleneksel Alevilikten modern veya kent Aleviliğine geçme ...
“BİZİM ANADOLU’DA KURBAN BAYRAMI KISACA” Anadolu’da sadece bayramda kurban kesilmez. Kurbanlık hayvan kesmek, pek çok adetimiz ve geleneğimizin parçasıdır. Yarın Kurban Bayramı! Büyükler, dost ve akrabalar ziyaret edilecek, eller öpülecek, gönüller hoş edilecek. Küskünler ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.