SON DAKİKA
Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
4 Mayıs 2018

“YÜZ SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(25)

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“YÜZ SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(25)

GündemKültür & Sanat - 4 Mayıs 2018 14:28

“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(25)

 SORU 90: Aleviler, İslam AdınaYapılan Terör EylemlerineNasıl Bakıyor?
CEVAP: İslam adına terör yapmanın tarihi ne yazık ki; ABD’deki İkiz Kuleler’e ve İstanbul’da iki sinagog ve İngiltere Konsolosluğu ile HSCB Bank’ın bombalanıp 50’yi aşkın insanın katledilmesi ile başlamadı.
İslam tarihinde dini amaçlı terör İslam tarihi kadar eskidir. Cihat bunun sadece bir biçimidir.

Bugün iktidarda olan yöneticiler bu terörün İslami olmadığını ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, İslam tarihinde bazı İslami kesimler amaçlarına ulaşmak için İslam’ın ilk dönemlerinden beri terörü hep genel geçer yol olarak görmüşlerdir. Bu uygulama, bazı dönemler bazı İslami grupların başvurdukları yöntem olmuş, bazı dönemler de İslami devletin yöneticilerinin başvurdukları yöntem olmuştur.
İstanbul’daki son terör olayı da siyasal iktidarı elde etmeye yönelik, İslami esaslara göre, şer’i esaslara göre düzen kurmaya yönelik gerekirse İslam olan kişileri bile öldürerek yapılmış terördür. Bu ne ilktir ne de son olacaktır.
Yakın tarihte bugünküBaşbakan’ın mahkumiyetine sebep olan Siirt konuşması da iktidarı almaya yönelik argümanlar taşıyan bir meydan okuma değil miydi? Bu mahkemenin mahkumiyet kararı ile de onanmış olmadı mı?
Camiler, minareler, süngüler, askerler söyleminin acaba bugün İstanbul’u kana bulayan zihniyete cesaret vermediği söylenebilir mi?
İslam adına siyasal iktidarı elde etmek için terör elbette bu son olaylarla başlamadı. İslam Tarihi’nde bunların ilki Hz. Muhammed’i bir gün yatağında katletmek için teşebbüs ile başladı ama Hz. Ali sayesinde başarısız oldu.
Hz.Muhammed’in vefatından sonra ise bu yol adeta nerede ise genel geçer kural haline geldi. Dört halife dönemi esas olarak iç savaşlara ve halifelerin İslam adına katliamları ile geçti. Halife Ömer, Halife Osman ve Hz. Ali İslam adına iktidarı elde etmek isteyen İslamcılar tarafından katledildi.
Bununla kalınmadı, Hz. Muhammed’in yani İslam dininin peygamberinin önce damadı, ardından torunları Hasan veHüseyin, biri zehirletilerek, diğeri tüm peygamber ailesi ileKerbela’da katledildi. Bunlara da mı İslam adına terör yaptılar, cinayet işlediler denemez?

Bu gelenek burada da durmadı. Hz. Muhammed’in tüm soyu yani 12 İmamlar, din ve iktidar amaçlı olarak sırası ile katledildiler. Bütün bunlar İslam adına yapıldı. Bu yapılanların islami terör olmadığı söylenebilir mi?
Peygamber Soyunun Katli
İslamiyet’te terörPeygamber’in soyunun katliamlarla sona ermesi ile bitmedi. Gelenek devam etti. İslam yayıldığı coğrafyalarda hakimiyet kurmak için en sık olarak şiddete başvurdu. Bırakalım diğer milletleri, İslam ordularıTürkistan’a geldiğinde adeta taş üstünde taş bırakmadı. İslam ordusunun Arap komutanıKuteybe, Türkistan seferinde komutanlarına, “Ey müslümanlar, nereye giderseniz, her kim Türklerden bir baş getirirse 100 dirhem vereceğim” demiştir.

Bunun üstüne Buhara’da kent yağma edilir. Türkler kılıçtan geçirilir. Kafaları kılıçlara geçirilenler dışında 50 bin Türk köle olarak götürülür. Halife Yezid, Dağıstan’da 14 bin Türk’ün boynunu uçurur.
Türkistan’da Zalim Haccac, Semerkant’ı yağmalar, 40 bin Türk gencini esir alır. Cürcan’da bir defada 12 bin Türk’ün başı vurulur.
X. Yüzyıl Arap tarihçi İbniHarkal bu bilgileri verdikten sonra köleler için bakın ne diyor:
“En değerli köleler, Türk topraklarından gelenlerdir. Horasan’da bir köle çocuğun 3 bin dinara satıldığını sık sık gördüm.”
Bu yazmaya çalıştıklarım İslam ordularının Türkistan’da yaptıklarının binde, milyonda biri bile sayılmaz. İslam orduları fetih amaçlı olarak diğer ülkelerin halklarına olduğu gibi Türkistan’da da 300 yıl boyunca egemenlik sağlamak için şiddetin her türüne başvurmuştur.
Hizbullah’ın Mezar Evleri
Tarihteki olayları bir yana bıraksak bile yakın zamanda yıllarca süren İran-Irak savaşında ölen canlar ve akan kanlar iktidar amaçlı İslam referanslı terör ve şiddet değilse nedir? Humeyni’nin siyasal iktidarı elde edip İslam Cumhuriyeti’ni kurduğundan beri yaklaşık 40 bin kişi İslamın iktidar olması için katledilmiştir.

Humeyni rejiminin kendine karşı olanları vinçlerle cami avlularında idam ettiği günler tarih olmadı. YineSuudi Arabistan’da her Cuma cami avlularında darağaçlarında İdamlar devam ediyor. Bu yapılanları inler cinler değil, İslam adına ülkelerini yönetenler yapıyor. ÜlkemizdeSivas, Çorum, Maraş olayları İslam adına işlenen katliamlar değil miydi? PekiHizbullah’ın mezar evleri de mi İslam adına yapılmamıştır. Med Zehra Vakfı’ndan olanlarlaKonca Kuriş’i acaba cinler mi öldürmüştü?
Terörün Adını Koyun
İslam adına işlenen cinayetler açısından İslam tarihi hiç de olumlu bir referans değildir. Ne yazık ki bu gelenek bazı kesimler tarafından günümüzde de yaşatılıyor. İslamcı terörü kınamak, devekuşu gibi kafamızı kuma gömmekle olmaz. Bu terörün adını doğru koyup kınamakla olur. Ama siz tarihte bazı örneklerini saydığımız olayların tanımında miyopluk yaparsanız, bu miyop bakış açısı bugün de devam eder ve daha pahalıya mal olur.

SORU 91: Aleviler, Türban Giysisi İçin Ne Düşünüyor?
CEVAP: İslam; semavi bir din olarak önce Arap toplumuna 610 yılında geldi. İslam’dan önceArap toplumunda dinsel kaygılardan kaynaklanan bir örtünme yoktur. Kadınlar kendi şartlarına uygun olarak giyiyorlar ve gerekirse örtünüyorlardı. Giysi ya da örtünme dinsel bir buyruk değildi.
İslam’ın ilk yıllarında MEKKE yıllarında kadınlar için örtünme yoktu. Çünkü herkes birbirinin eşini, çocuğunu, karısını, kölesini vs. tanıyordu.
Örtünme İslam’da MEDİNE döneminde başladı. Bu da peygamber ailesinin kadınları için gelen bir yaptırımdı. ÇünküMekke’de olduğu gibi Medine’de herkes peygamber ailesinin kadınlarını tanımıyordu. Bu nedenle de kadınlara rahatsızlık verilmeye başlandı.
Bu sırada ayet emri olarak gelen örtünmede sadece hür kadınlar için şart olur. Tüm müslüman kadınlar için farz değildir.
O yıllardaki Arap toplumunda kadınlar 3’e ayrılır.
a) Peygamber ailesine ait kadınlar ayetlerdeki örtünme esas olarak bunlar için getirilir.
b) Peygamber ailesi dışındaki hür kadınlar (Kureyş kabilesinin kadınları)
Kureyş kabilesinde bir kız çocuk ergenlik yaşına girince; “DIR” adı verilen uzun bir gömlek giydirilir. Bu gömlek de sadece hür kadınlara giydirilir.
c) Köle ve cariyeler.
O dönemde fiziki şartlar nedeni ile Arap yarımadası çok sıcak olduğundan kadın ve erkeklerde iç çamaşır giyme alışkanlığı yoktur. Erkekler bile uzun entariler giyerler. Köle ve cariyelerde de belli bir giysi biçimi yoktur. Köle ve cariyeler sahiplerinin isteğine uygun olarak giydirilir. Köle ve cariyeler de müslümandır. Ama onlar; “bütün müslümanlar kardeştir” hadisi şerifi kapsamı dışında algılanırlar.
Köle ve cariyeler kadın olsun erkek olsun Kur’an’a göre bile, alınıp, satılır, miras bırakılırlar. Kendileri ile sahipleri efendileri; dilerse cinsel ilişki kurabilir, dilerse para karşılığı fuhuş yaptırır. Çünkü bunlar birer maldırlar. Özgürlükleri ise, para karşılığı ve sahibi isterse yapılan bir sözleşme ile olabilir.
Kur’anda Örtünme
İslamiyet’te örtünme olgusu da hemen oluşmuş bir yaptırım değil. O da namaz, oruç, cami vs. gibi süreç içinde belli bir “gereksinim” sonucu gerçekleşmiştir. İslamiyet’in ilk yıllarında kadınların örtünmesi Kur’an’da yoktur. Kur’anda kadınların giyimleri ile ilgili ilk ayet İslamiyet’in ortaya çıkmasından 17 yıl sonra 627’de dinsel kural olarak gelmiştir. O zamana kadar kadın istediği gibi giyiniyordu.
Araplar, kadının örtünmesine; tesettür, hicap veya hımar diyorlar. Örtü olarak ise, cılbab terimini kullanıyorlar.
Kur’anda Ahzap Suresi’nde (32-33) peygamber ailesine ait kadınlar için şöyle deniyor: “Ey peygamber eşleri!Siz herhangi bir kadın değilsiniz, Allah’tan korkarsınız erkeklerle konuşmada yumuşak davranmayınki yüreğinde çürüklük olan tama etmesin. Sözün iyisini söyleyin… Kırıta kırıta ziynetlerinizi belli ede ede yürümeyin.”

Bu surede görüldüğü gibi kadınlara erkeklerle ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiği üstüne nasihatlerde bulunuluyor.
Arap toplumunda başörtüsü; hür kadınlarla, cariyeleri (köleleri) birbirinden ayırmak için kullanılan bir giysidir. Bu sadece İslam’a özgü de değildir. Bu durum tarihte; Sümerlerde, RomaHukuku’nda, Cermen Hukuku’nda ve İslam Hukuku’nda vardır.

İslam Hukuku’nda mal ne ise cariye de odur. Cariyeler müslüman da olsa başını örtemez. Ancak hür kadınlar başını örtebilir. Onlarda peygamber ailesi kadınları veKureyş kabilesi kadınlarıdır. Cariyelerin başını örtmesi yasaktır. Ahzap Suresi 59. ayette kadınlar için; “Cılbablarınızı (başörtünüzü) omuzlarınıza sarkıtın” diye gelen ayet Medine’ye göçten sonra peygamber ailesine ait kadınların örtünmesi ile ilgilidir.
Yoksa çok örtünen iyi müslüman az örtünene ya da hiç örtünmeyene kötü müslüman veya kafir denemez. Kadınların saçlarının bir tek telinin bile görünmemesi gibi örtünme hatta görmeyi engelleyecek kadar gözlerin kapanması kadar örtünme son yıllarda ortaya çıkan aşırılıklardır. Bunların Kur’an’daki örtünme olgusu ile direk ilgisi yoktur.
Bizde belli bir yaştaki kadınlar yani orta yaşın üstündeki kadınlar daha da sıkı örtünüyorlar.

Halbuki Kur’an’da, Nur Suresi 60. ayette; “artık nikah arzuları kalmamış, evlattan kesilen kadınları, süslerini göstermek için ortalıkla dolaşmamaları şartıyla örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur” deniyor.
Günümüzde şeriatı savunan siyasal İslamcı bir kesimin kadınların örtünmesini namus ve dinsel buyruklarla özdeşleştirerek kendilerine bayrak edinmeleri ile Kur’an’daki örtünmenin örtüşmediği görülüyor.
Bakın din esasına dayalı devleti savunan bir islamcı yazar olan MustafaKaplan örtünme ile ilgili olarak türban nedeni ile kaydı üniversiteye yapılmayan öğrenci velilerinin; “bizim çocuklarımız cahil mi kalacak?” söylemi karşısında 22.11.1997 tarihli Akit gazetesinde ne diyor:
“Dokuz yıllık öğretmenlik yapmış eski bir eğitimci olarak iddia ediyorum ki, bugünkü sistem içinde cidden ‘din eğitimi’ verilmemektedir” dedikten sonra; “İslam’a göre çocuklarımızın evvelemirde öğrenmesi “farz-ı ayn” olan ilimler, “İman ilimleridir” diye din kitaplarında belirtilmiştir.

Bugünkü okullarda ise bu bilgiler yoktur. Öyle ise, okula alınmayan çocukların değil, gidenlerin bile bu bilgilerden mahrum olduğu bir vâkadır.
Farz-ı kifâye sayılan diğer bilgilerin ise bütün Müslümanlarca öğrenilme mecburiyeti yoktur. Bir grup erkek Müslümanın onları öğrenmesi “dinen” kafidir. Amma, farz-ı ayn olan ilimleri öğrenmek, kadın ve erkek herkese mecburidir. O ilimler ise bugünkü mekteplerde öğretilmiyor. Daha ne diyeyim?..
Şeriat, bir Müslüman kadının, hastalanması halinde bir erkek tabibe gitmesinde mahzur görmemektedir. Lakin, kadın Müslümanların doktor olmaları diye bir mükellefiyet yoktur. Hele bugünün şartlarında, erkeklerle karışık bir eğitim mecburiyeti altında tahsile gidilmesine şer’i cevaz bulmak mümkün değildir. Yani, bayan doktorun bir erkek hastasının şer’an bakılması haram olan uzuvlarına bakması, kadın hastasının dahi şer’an bakılması yasak olan organlarına bakması, bir başka “haram” fiildir.

Hasbelkader bu mesleğe girmiş kardeşlerimiz, en azından meselenin şer’i cihetini bilerek devamlı tevbe istiğfar etmeli değil midir?Ya bizim şu inancımız “doğru” ise, ahirette sıkıntı çekme ihtimali doğmaz mı? Aktardığımız hüküm yanlışsa bile, tevbe etmenin kendilerine bir zararı olmaz ki…”
Akit yazarı MustafaKaplan’ın yazısından yapılacak çıkarsamadan üniversite önündeki türban sorununun esas olarak İslam’dan kaynaklanmadığını islami eğitim yapmak isteyenler için bu adresin yanlış olduğu görülüyor. Ama siyasi İslamcılar halkın namus ve din hassasiyetinin örtüştüğü bir sorun olan türban sorununu bakalım daha ne kadar sıcak tutacaklar.
Türkmen Alevi kadını ise, kendi tarihi boyunca hiçbir zaman Tanrı’ya ulaşmanın yolu olarak giydiği giysiyi seçmemiştir. Bunu giydiği giysinin kumaşının metresi ile ölçmemiştir. O bu işin, metre ölçüsü ile değil, ancak gönül ile gerçekleşebileceğinin bilincindedir. O nedenle namusunu da, giysisinde kullandığı kumaşın metresine orantılı olmayacak denli gerçekçi ve aydınlanmacıdır

SORU
 92: DiyanetBütçesi İçin AlevilerNeDiyor?
CEVAP: Ülkemizde din işlerini, Başbakanlık’a bağlı bir genel müdürlük olan Diyanet İşleriBaşkanlığı yönetiyor. Diyanet İşleriBaşkanlığı’nın 2007 yılı bütçesi 4 katrilyon liradır. Bu rakama diğer bakanlıklardaki din hizmetleri dahil değildir. Örneğin TRT’deki dini içerikli programlar, Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki din dersi öğretmenleri, kitapları, Bayındırlık veKöyişleriBakanlığı’nın yaptırdığı camiler, imam hatip okulları, Kültür Bakanlığı bünyesinde yayınlanan dini kitaplar, diğer yayınlar, Dışişleri, İçişleri, Ulaştırma bakanlıklarına bağlı dini inanca yönelik hizmetler vs. bu bütçeye dahil değildir.
Ayrıca devasa bir holding gücünde olan Diyanet İşleriBaşkanlığı Vakfı’nın yönettiği katrilyonlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı yaklaşak 15 bin dini vakıftaki bu bütçe kapsama alanı dışındadır. Buna bir de ismi bilinen ve bilinmeyen tarikat, cemaat vs. tarzındaki grupların mal varlığını ilave etmek gerekir. Buna benzer gelirlerle yıllık bütçe yaklaşık yılda 3 katrilyon lirayı rahat bulur.
Diyanet İşleriBakanlığı bütçesi genel bütçeden ayrılan paydan oluşuyor.Bizdeki Hanefi İslami kesimde fetva vermeyi çok seven din adamlarımız her konuda fetva verirler. Ama şu Diyanet İşleriBaşkanlığı bütçesi konusunda dut yemiş bülbül gibi susarlar. Bu zihniyete göre faiz haramdır. Peki Devlet esas işleri faiz olan banka ve finans kurumlarından da vergi alıyor. Bu vergiden Diyanet İşleriBaşkanlığı da kendi payına düşeni almıyor mu? Devlet bütçesinde eğlence sektörü (içkisiyle, kumarıyla, dansözüyle) var.

Kaçakçılık yapanlar da aynı zamanda vergi mükellefi. Onlardan da devlet vergi alıyor. Hortumcular da vergi mükellefi. Onlar da, az da olsa vergi veriyorlar. Beyaz kadın, esrar, eroin, uyuşturucu ticareti yapanlar da vergi mükellefi. Tüm içkili yerler, gazinolar, restoranlar, birahaneler, oteller, gece kulüpleri de vergi mükellefi.
Onlar da vergi veriyor.
Her türlü, açık-gizli hırsızlık da vergi veriyor.
Bilmem unuttunuz mu? Yakın zamana kadar 3-4 yıl üst üste vergi rekortmenimiz bir genelev patronu idi. Bu Matild Manukyan’dı. Yani en çok vergiyi o veriyormuş.Bizde genelevlerin patronu bizzat devlettir. Belediyeler ihaleyle genelevlerin işletmeciliğini satarlar. Tabii bu kazanç da bütçeye vergi geliri olarak eklenir.
Diyanet İşleriBaşkanlığı’na bağlı 115 bin diyanetçimiz bu kazançlardan oluşan bütçeden aldıkları maaşı kendi İslami anlayışlarına göre helal görüyorlar mı? Hani faiz haramdı? Hani gayrı-meşru kazançlar haramdı? Peki sizin maaşlarınız bu kazançlardan alınan vergilerden geliyor.
Siz hiç rahatsız olmuyor musunuz? Camilerin inşaatı bu para ile yapılıyor. Bundan hiç rahatsızlık duymuyor musunuz?

Devlet doğal olarak ülkemizdeki her toplumsal kesimden vergi alıyor. Diyanet İşleri’nin Atatürk karşıtı, laiklik karşıtı tavrını benimsemeyen Hanefi, ama laik yurttaşlarının size haklarını helal ettiğini sanmıyorum. Ülkemizdeki gayrı müslimlerin, sosyalistlerin, ateistlerin, başka inançlarda olanların da kendilerinden zorunlu olarak kesilen vergilerin size maaş ve cami yapımı için verilmesini helal edeceklerini sanmıyorum. Ülkemizde bulunan nüfusun en az dörtte birini oluşturan Aleviler’in-Bektaşiler’in, nüfus olarak 70 milyonun yaklaşık 20 milyon insanın da, rızası-hilafına verdikleri vergilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’na gitmesini asla doğru bulmuyorlar ve helal etmiyorlar.
Laik Cumhuriyet’ten yana Alevi-Sünni ve diğer inançlardaki yurttaşlar verdikleri zorunlu bütçe ile laiklik karşıtlarına laik Cumhuriyeti yıkmaları için sponsorluk yapmak istemiyorlar. Bu ayıbın bir an önce kalkmasını istiyorlar. Kuran-ı Kerim’de bir ayet var.

Bunu ilahiyatçılar iyi bilirler. Cenab-ı Hakk diyor ki; “Yaptığınız her hatayı affedebilirim. Bir tek günahı affedemem. O da kul hakkı yemenizdir. Sakın karşıma kul hakkını yemiş olarak gelmeyin.” Peki bu bütçeye karşı olan, size hakkını helal etmeyen, milyonların hakkını daha ne kadar yemeğe devam edeceksiniz. Sizde en küçük etik ve vicdani sorumluluk yok mu? Cenab-ıHakk’ın bu açık beyanı sizi hiç rahatsız etmiyor mu?
Ben diyecek başka bir şey bulamadım. Ya siz?

Kaynak; Gelin canlar bir olalım..

Şinasi KARACA<saskara-sinasi@hotmail.com

 

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

"HACI BEKTAŞ VELİ" Hacı Bektaı Veli, Alevi inancının serçemesidir. İlahi mesajın özüne bağlı kalarak çok zor şartlarda inancın yeniden insanlığın hayatında yer edinmesine ve kalıcı hale gelmesini sağlayan yol erenidir. Bizler, nasıl ki Hz. Ali ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(27)  SORU 98: Aleviler’e Neden Kızılbaş Derler? CEVAP: Aleviler İslamiyetiSünni İslama inananlara göre farklı savunduğu için, örneğin; yaşamlarında kadın-erkek ayrımı yapmadığı için, kadını ikinci sınıf insan kabul etmediği için, dini tutucu ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(26) SORU 93: MumSöndürmek Nedir? Aleviler Mum Söndü Yapar mı? CEVAP: Mum söndürmek kavramı, Aleviler’in anne, bacı tanımaksızın cinsel ilişkiye girdiklerini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Ne yazıkki bazı ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(25)  SORU 90: Aleviler, İslam AdınaYapılan Terör EylemlerineNasıl Bakıyor? CEVAP: İslam adına terör yapmanın tarihi ne yazık ki; ABD’deki İkiz Kuleler’e ve İstanbul’da iki sinagog ve İngiltere Konsolosluğu ile HSCB Bank’ın ...
"KIRKLAR MECLİSİ MASAL MI ?" Sünni Ve Şii Teologların Yaklaşımları Bağlamında Alevi İnancındaki Kırklar Meclisi Ve Cemine İlişkin Bir Yorum Kırklar Meclisi ve Cemi, Alevi teolojisinin en temel ögelerinden biridir. Bu konuda ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(24)       SORU 88: Milli Eğitim Bakanlığı Bünyesinde Okullarda Verilecek Alevilik DersleriNasıl Olmalı? CEVAP: Hükümet, yine bir süredir AİHM kararı ile birlikte okullarda ALEVİLİĞİN de ders olarak okutulacağını açıkladı. Bu gelişme daha ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.