Administrator
Administrator
» Diğer Yazıları
Takip Et!
10 Mayıs 2018

“ YÜZ SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(26)

Facebook'ta Paylaş
Twitter
B R K
“ YÜZ SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(26)

GündemKültür & Sanat - 10 Mayıs 2018 13:02

“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(26)

SORU 93: MumSöndürmek Nedir? Aleviler Mum Söndü Yapar mı?
CEVAP: Mum söndürmek kavramı, Aleviler’in anne, bacı tanımaksızın cinsel ilişkiye girdiklerini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Ne yazıkki bazı bağnaz kesimler yakın zamana kadar bu iftirayı Aleviler için yapıyorlardı.Hatta saygın sayılan; “Redhaus” gibi BernaMoran’ın Türkçe sözlüğü gibi piyasada bulunan 10 civarındaki sözlükte bu kavrama bu anlamın verildiği görülmüştür.
Bu tamamen yalandır. Alevi toplumunun namus anlayışı ile diğer Türkler arasında bir fark yoktur.Bu, Alevi düşmanı bağnaz bazı kişi ve çevrelerin iftiralarıdır. Bunun olası kaynağı ise, Aleviler’in kadın-erkek ilişkilerinde daha eşitlikçi, özgür bir anlayışlarının olmasıdır. Bu zihniyette kadın ve erkeğin göz, göze gelmesi göz zinası sayılırken, Aleviler de kadın-erkek birlikte ibadet yapılması bu tutucu kesimleri rahatsız etmektedir. Bu iftiranın kaynağı Alevi toplumundaki kadın-erkek ilişkilerindeki eşitlikçi tutumdur.

SORU 94: Türkler’de İçki İçilir mi?
CEVAP: Aleviler içki içerler. İçki içmek eski bir Türk geleneğidir. Türkler Asya kökenlidir. İçki yapımı ve kullanımı Asya’da, Türk boyları arasında çok eskiden beri biliniyor, yapılıyor ve kullanılıyor. İçkiTürk toy ve şölenlerinin vazgeçilmez eğlencesiydi. Oğuz Kağan Destanı’ndaDuylı Kayı’nın kardeşiİrki’nin han olması töreninde hayvan derilerinden oluşturulan havuzların birine rakı, ikincisine kımız, ötekineyse yoğurt doldurulur. Bir ay geceli-gündüzlü toy-düğün yapılır. Köl İrkil Han, “kımızlı kadeh” sunar. Korkut “kımız içer”.
Çin kaynakları HunTürkleri’nin (Hu-yung-nu) “kımız içip, kımız şölenleri” düzenlediklerini yazar. Aynı kaynaklar Göktürkler’in (Tu-Kiu) “kısrak sütünden yapılmış kımız kullandıklarını ve sarhoş oluncaya dek içtiklerini” yazar. Dede Korkut öykülerinde “göl gibi kımız sağdırıldığı”ndan söz edilir. YeniMüslüman olan Oğuzlar’ın içki geleneklerini henüz sürdürdüklerinin de kanıtıdır bu. Kırgızlar’ın ManasDestanı’nda içkili toylar şölenler anlatılır.Selçuk-Name Gün Han’ın şöleninde “kımız” içildiğini yazar. Alaaddin Keykubat yönetime gelirkenKonya’da “kımızlı şölenler” düzenler. Oktay Kağan’ın yönetime gelişinde “altın kadehlerde” içki dağıtılır. Uluğ Bey’in düğününde kadınların da katıldığı törende “bolca içki tüketilir”. İbniArapşah bunlardan “nefretle” sözeder. Timur’a elçi gönderilen İspanyol Klaviyo, Timur’un verdiği yemekte “içkiler içildiğini” anlatır. İbniBatuta Kırım ve Özbek saraylarında beyler ve hatunlarca ağırlanmış, “kımız ve boza” sunulmuştur.
İçki içme geleneği,SünniSelçuklu, Babür ve Osmanlı hanedanlıkları dönemlerinde de vardır. Birer İslam devletleri olmalarına karşın; içki içilir ve toplumun bir adeti olarak sürer. Selçuklular’da “şarap kuyuları”, “şarapnazırları (-bakanları)” ve “şarap askerleri” vardır. Şarap askerlerinin görevi şarap kuyularına zehir atılmasını önlemektir. Şarap içmenin, Sünni inancın egemen olduğu bir devlette, üstelik resmi çevrelerce sürdürüldüğünü ve kadrolaştığını görüyoruz.
İçki, Osmanlılar döneminde de yaşatılır. “LütfiPaşaTarihi”nde Osman Bey”in beyliğini kurduğunda kendisine “türlü ballardan ve kımızlardan” içkiler sunulduğunu yazar. II. Murat dönemi tarihçilerinden Yazıcıoğlu Ali Efendi “kadınlı-erkekli yiyilip içilen şölenler”den söz eder. IV. Murat 05.08.1634’de içki yasağı getirirse de bunun önüne geçememiş, yasağa bizzat kendisi uymamıştır. Bilindiği gibi Osmanlı sarayının şarap gereksinimi Kıbrıs’tan karşılanıyordu.
İçki Anadolu’da Hititler’den beri bilinir. Hititçe’de “Vain-Vien” sözü vardır. Şarap anlamına gelir. Anadolu-Yunan Tanrıları’ndan Dionizos’da şarabı simgeler. Anadolu’da Dionizos şarap ve bereket törenleri yapılırdı.
İçki ve şarabın bir başka kaynağı da İran’dır. Cem (Cemşit) şarabın bulucusu olarak bilinir. Gökten inen ışık yerden bir üzüm asması bitirir. Cemşit bu asmanın üzümlerini sıkarak, içki yapar ve çevresindekilere içirir. İran’da içkili toplantılarının kaynağı budur.

SORU 95: İslam Kaynaklarında İçki Var mı?
CEVAP: İçkinin İslam Kaynağı: Duruma bakılırsa, Hz. Muhammed döneminde içki yasak değildir. Yalnız insanlar özendirilmez de. Halife Ömer’in yönetimi döneminde komutanlardan Huzeyfe’nin şikayeti üzerine Ömer döneminde yasaklanarak içene “seksen değnek vurulması” cezası getirilir. Tarih, yaklaşık 638’lerdir.
Kuran’da “şarap” sözü bilinen içki anlamında geçmez. Yalnız “hamr” sözcüğü ile, sarhoş edici nesne anlamında “sekr” geçer. Kuran’da içki yasağı yoktur. İçki keyf verici “güzel rızklar” arasında sayılır. İnsanlar bir tarımsal tekniğe, üretime özendirilir. Hurmadan ve üzümden şarap üretimi bunlardan biridir.
“Hurma ağacının meyvalarıyla üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var” (Nahl, 67).
Kuran’da cennet tanımı ve betimlemesi yapılır. Her türlü güzellikler ve zevklerin burada olduğu, bu tür şeylere ancak cennetde ulaşılacağı yazılır. Ulaşılacak şeylerden biri de “şarap”tır.Bir bakıma “şarap” ödül olarak sunulur.
“Çekinenlere vadedilen cennet, şöyledir âdeta; Orda su ırmakları var, bozulup kokmaz ve süt ırmakları var, lezzetleri bozulmaz ve şarap ırmakları var, içenlere sâfi lezzet ve bal ırmakları var, süzme ve onlara, orada bütün meyvalardan sunulur ve rablerinden yarğılama var; buna nail olan, o kişiye benzer mi ki ateşte ebedidir ve kaynar sularla sulanır da onların barsakları parçalanmaktadır” (Muhammed, 15).
Şarap, cennete gidenlereTanrıca sunuluyor. Akla şu geliyor; şarap “kötü” ve “haram” olsaydıTanrı tarafından sunulmazdı.
“Üstlerinde, ipincecik yeşil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmuş libaslar vardır ve gümüş bilezikler takınırlar ve rableri, onları tertemiz bir şarapla suvarır” (Al-Dahr, 21).
Kuran’da ölçülü içme önerilmiştir. “Şarabın katresi haramdır” anlayışıyla tüm üzüm bağlarını bile söktürmeye kalkışan softa zihniyeti görülmez. “Haram”dır diye bir buyruk ta verilmemiştir.
“Ve birbirlerine öyle bir kadeh sunarlar ki içtikleri şarabın sonucunda ne boş şeylerden bahsediş var, ne günaha giriş” (Al-Tûr, 23).
Ölçülü olmayla, ama aynı zamanda içkinin de serbest oluşuyla ilgili şöyle bir ayet daha vardır.
“Sana şarap ve kımızın hükümlerini soruyorlar. De ki: İkisinde de hem büyük günah var, hem insanlara faydalar var; fakat günahları, faydalarından daha çok. (…)” (Bakara, 219).
Kuran, içmenin zarar ve yararları üzerinde durur. İçilmemesini önerir.Yasaklamaz, içmemeyi özendirir.
“Namaza yaklaşmayın ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşken (…)” (Nisa, 43).
İçkiyi çok kullanmanın toplumda huzursuzlukların kaynağı olacağına değinilerek, ölçülü olma istenir.
“Ey inananlar, şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş olan taşlar, fal için kullanılan oklar, ancak Şeytan’ın işlerinden ve birer pisliktir bunlar. Bunlardan kaçının da muradına erenlerden olun” (Mâide, 90).
“Şeytan şarap ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan menetmek ister” (Mâide, 91).
Kuran’da “cennetlikler” şarap içerler. Kendi halinde kimseye zarar vermeden içenlereKuran yasaklama getirmez, dahası hoşgörür. İçki içmenin ideal biçimini belirler.
“Kaynakları meydanda, akıp duran şarap ırmaklarından taslar sunulur onlara, bembeyazdır o şarap, lezzetlidir içenlere, orada ne bir sersemlik var, ne de sarhoş olurlar” (Al-Sâffat, 46-47-4.
İslami-Tasavvufi çevreler hiçbir zaman içkiye yasaklayıcı gözle bakmamıştır. İçki yasağı “ham sofu” çevrelerin anlayışıdır. “Vilayetname” Mevlana ileTebrizliŞems’in sohbetlerinde şarap içtiklerinden söz eder. Alevi-Sünni “Rum Abdallarının içkiye düşkünlükleri bilinir. Bayezıd-ı Bistami, Feriduddin-iAttar, Muhyiddin-i Arabi veŞems-iTebrizi gibi mutasavvıfların tütün ve benzeri şeyler kullandıkları çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.

SORU 96: Aleviler’de-Bektaşiler’de İçki Var mı?
CEVAP: Bektaşiler “Dem” denilen içkiyi (rakıyı) insanları ölçmek, denemek, ölçülü davranmalarını sağlamak amacıyla (“mihenk taşı”) Akyazılı Sultan’ın soktuğunu kabul ederler. Doç. Y.N. Öztürk’seBektaşilerde şarap içmenin (demlenme)Balım Sultan’la töreleştirilen “İslam dışı bir tavır” olduğunu yazar. Demek ki içki (dem) 16. yüzyılda Alevi-Bektaşi Cem’lerine girmiş olmalıdır.
İlahiyat profesörü Fığlalı’nın da belirttiği gibi genel Alevi-Bektaşi topluluklarında dolu “ibadet hükmünde” sayılır. Eski Türk tarihindede içki “saçı” lokma sayılır. Cem’de büyük bir saygıyla” anılır. Kurban yenilmesi sırasında “kesinlikle dolu içilmez.” Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da dolu olarak şerbet verilir. Yörelere göre bu gelenek, farklı sürdürülür. Yozgat’ta Erkânlı köylerinde Cem’de yaşlılar adabına göre dolu içerler. “Pençeli” kesim içmez. Malatya, Erzincan veTunceli yöresinde de Cem’de dolu alınmaz.
İçki Alevilerde “Kırklar Meclisi”nin bir anısı olarak kutluluk kazanmış ve dolu adıyla ayinin bir parçası durumuna sokulmuştur. Bilindiği gibi “Kırklar Meclisi”nde bir üzüm tanesinden çıkarılan şıra “Kırkları” esrik kılar. “Kırkı bir can olur”. Alevilik’teki paylaşımcılık ve birliktelik anlayışları bu tür mitolojik anılardan temellerini bulur.
Alevi-Bektaşi Cem’lerinde dolu kullanımı İslami kaynaktan değil, Ortaasya kaynağından gelmektedir. EskiTürk örf ve adetlerinin İslami bir cila altında yaşatılmasıdır bu gelenekler OrtaasyaTürkleri’nde. Şamanlıkta kurbana “Tolu/Dolu” denilirdi. Günümüzde Alevi toplumlarındaki kurbanın “tığlanması”daŞamanilik kaynaklıdır. Asya gelenekleri Anadolu’da da sürdürülmüştür.
İçki Alevilik’te bir eski geleneğin sürdürülmesidir. Yoksa, Aleviliğin temel ilkesi, kuralı değildir. İçki içme ve Cem’lerde dolu kullanma genel olarak yoktur. İçki, ölçülü olmanın bir yoludur. Yoksa “Üss-iZafer” kitabında yazarıMehmet Esat’ın 1826’lardaBektaşi tekkelerinin kapatılmasında bütün tekkelerde alkollü içkiler bulunduğu, “içki şişelerinin ağızlarına Kuran sayfalarının tıkaç yapıldığı” türündeki savları bir Alevi-Bektaşilik düşmanının suçlamalarıdır. Bilindiği gibi M. Esat Bey II. Mahmut’un, Yeniçeriliği ve Bektaşiliği kaldırmak için göreve getirdiği bir vakanivüstüdür.Bu olayların kuramcısı odur. Yansız ve nesnel yazacağı doğallıkla kuşkuludur.
Alevi-Bektaşi şiirinde içki / dem / doluya yer verilir. Esriklikten, esrik olmaktan söz edilir. Fakat bu içip sarhoş olmak anlamında değildir. Sevdiklerinin aşkıyla mest olmak anlamındadır.Tanrısıyla birleşmek, peygamberiyle, çok sevip yücelttikleri Ali’yle tıpkı “Kırklar Meclisi”ndeki gibi özbenliklerini eritip, birleştirmek anlamındadır. Viranı, “Ali’dir kadehim, Ali’dir şişem”, Dertli, “Getir saki mey engürü, ki el tutmaz ayak tutmaz / Anı Zahid yasak ettiyse, aşk ehli yasak tutmaz”;Kararsız Veli, “Anun içün esürük sarhoşlaruz/içtiğimiz kadeh doludur bizim”;Pir Sultan, “Dolumuz içeliden ezelden / Münkir ne bilir evliya sırrından”;Teslim Abdal, “Doldurdu doldurdu bir dolu verdi / Ol Hızır’ın yeşil eli sabahtan”; PirMehmet, “Sun elinden içem kudret dolusun/Senin aşkın beniMecnun eyledi”, Kul Şukri; “Gerçekler Ali’den dolu içtiler / Yedi nefisten ruhların seçtiler” Harabi;
“Biz içeriz bize yoktur vebali”,
“Ehline helaldir, na ehle haram”.
derlerken bunu amaçlamışlardır, yoksa sarhoşluğu değil.
Dolu içmenin alışkanlık olduğu Alevi-Bektaşi yöreleri vardır. Genel bir kural olmamakla birlikte tüm Alevi-Bektaşi topluluklarında dolu “Hak dolusu”dur, “Hünkar HacıBektaş Veli dolusudur”, “Gerçek Erenler dolusudur”.Saygıyla alınır, edeple içilir. Ayinin bir bakıma kaçınılmaz bir öğesidir. Kutsal bir havada içilen doludan kötü bir sonuç beklenemez. Bir “günah” doğmasına olanak yoktur. Öylesi bir ortam da zaten yoktur.
HacıBektaş Çelebileri’nden A. Celalettin Ulusoy’un gözlemleri ve değerlendirmeleri ilginçtir. Dem toplumda olumsuz değil, olumlu etki yapar. Toplantılarda “edep” içerisinde dem alınması toplumsal dostluk ve kardeşliği doğurur, kanısındadır. Şöyle diyor:
“Alevi-Bektaşi yolunda, demin belli ölçüler içinde dostluğa ve kaynaşmaya yönelik muhabbet havası içinde içilmesi, toplumsal yaşantıda olumlu etkiler göstermiştir. Düğünlerde, özel ziyafetlerde ve benzeri törenlerde bir Alevi-Bektaşi’nin cana yakınlığı yanında, terbiyeli ve saygılı davranışı hemen dikkati çeker. Bu toplumsal yaşantıda yapılan eğitimle, toplumsal yapıda barış, kardeşlik yolunda gerçekleştirilen bir başarıdır. İnsanların vazgeçemediği içki içme eğilimi, terbiye ve ahlâk kuralları içinde, disiplin altına alınmıştır. Edep dışı, incitici hareketlere ve hafifliklere meydan verilmeden, insan yaşantısına hoş bir hava ve renk getirilmiştir.”
İçki, Alevi-Bektaşiliği’nin bir kuralı, ilkesi değildir. Edep-Erkânı arasında da temel olarak yer almaz. Her Alevi-Bektaşi yöresinde de içilmez. Birçok Sünni veSünni yöresi de içki kullanır. Oysa, Alevi-Bektaşilerde içki kullanmanın (dem alma) bir adabı (kuralı, ilkesi) vardır. İçki, kişiler ve topluluklar için bir “mihenk taşı”, bir kişinin erdemlik ölçüsü olarak algılanır. Alevi-Bektaşiler içkiyi bir “nefis terbiyesi” olarak görürler. Dem, ayinlerde alınır ve kutsal bir saygınlığı vardır.Yerine göre sözü-sohbeti açar, insanları birbiriyle kaynaştırır. Toplumsal dostluk ve kardeşliği sağlar.Bu yanıyla da olumlu bir işlev üstlenmiş ve olumlu bir görevi yerine getirmektedir.
Alevi-Bektaşiler içki kullanmada edepli ve ölçülüdürler. Dem içme geleneği Alevi-Bektaşi edebiyatında bir ekol yaratmıştır. Bir gelenek oluşturmuştur. “Üç K” ilkesini uygularlar. “Üç K”nın anlamı bu toplumca şudur. İçki alınırken eşin (karın), komşun ve kesen zarar görmeyecek ve olumsuz olarak etkilenmeyecektir. Bu ilke Alevi-Bektaşi toplumunu denetimli, kontrollü ve disiplinli kılar.
Kadeh, avucun içine alınır. Bu, sevgiyle tutuştur. Baş parmak yukarıya doğrudur Tanrı’yı gösterir. “Allah-Muhammed-Ali” diyerek kadehte üç küçük yudum alınır. Hiçbir zaman kadeh tümden içilmez, boşaltılmaz. Kadehler tokuşturulurken, eller tokuşturulur ve “Cam cama değil, can cana olması”na özen gösterilir. Bunlar belli bir adap ve disiplin içerisinde yapılır.

SORU 97: Aleviler Neden Tavşan EtiYemezler?
CEVAP: Aleviler, tavşan eti yemez. Çünkü; tavşan, Alevilerce uğursuz sayılan hayvanların başında gelir. Alevi veSünni müslümanları ayıran en belirgin biçimsel öğelerdendir. Alevilerin; üzerinde tavşanın geçtiği tarlalarını yedi yıl ekmedikleri söylenerek, alay edilirler. Oysa tavşanın geçtiği her tarlanın ekilmemesi durumunda bir çiftçi toplumu olan Alevilerin köyleri beklememeleri, tüm arazilerini ham bırakmaları gerekirdi.Bir yabanıl hayvan olan tavşanın geçmediği arazi düşünülemez.
Tavşan, İran Şiiliğinde de kirli kabul edilir. Etini Şiiler de yemezler.Yahudi inancı da tavşanı yasaklamıştır. Tavşan yememe hakkındaTevrat’ta kayıt vardır (Bab: 14, Ayet: VII). AleviTürkler arasında “Yahudiye bile helal demedi Musa” sözü söylenir. Fransız tarihçi ve doğubilimci J. P. Roux bu inancın Şii geleneğinden kaynaklanmış olacağına inanmaz. Olguyu yerel olarak görür. Ona göre, “tavşanı cezalandıran yasakçı anlayış evrensel olmayan, ama çok yaygın olan bir olgudur”.Tavşan, Hititler’de “tabu”dur, yasaktır. OysaKaşgar’daX. y. yılda kutsaldır.
Aleviler’de Uğurlu-Uğursuz Kabul Edilen Hayvanlar:
Keklik, kızıl ayaklıdır. AyaklarınıHüseyin’in kanına bulandırdığı inancıyla Aleviler kekliği sevmezler. Türkmenler’ce de keklik bir ünlü dedenin saklandığı yeri düşmanlarına bildirdiği, ihbarda bulunduğu inancıyla sevilmez. Katır da sevilmeyen hayvanlardandır. Tanrının lanetine uğradığından dölü olmadığına inanılır. Ayı da sevilmez, adı anılmaz. “Dağdaki”, “Kocaoğlan” gibi gönderme adlarla dile getirilir. Domuz ve hindi de sevilmez. Tavus kuşu makbul kabul edilir.
Baykuş uğursuz, keklik müfsit, turna ise en hayırlı kuştur. Sesi, Hz. Ali’nin sesi gibi kabul edilir. Kırlangıç kutsal sayılır. Geyik, Hz. Muhammed’in sevdiği hayvan olduğundan avlanmaz, öldürülmez. Koyun, koç kurbanlık olarak “mübarek”tir. At, kardeş ve murat sayılır. Hızır bile “Bozatlı”dır ve “dar”da kalanlara bu atıyla yetişir. Hz. Ali de “düldül” denen atıyla birlikte Alevi’nin kafasında yer etmiştir. Alevilerce bülbül de çok sevilir. Güvercin Alevilerde kutsaldır. Avlanmaz, kesilmez ve yenmez. HacıBektaş’ın Sulucakarahöyük’e güvercin biçiminde (-donunda) geldiği inanışı (lejandı) vardır. Bir takım şoförlerin yoluna tavşan çıkmasını uğursuz saydıkları, yılan görmeyi de rahat yolculuk belirtisi olarak inandıkları bilinir.
Tavşan Yasağının Totemik Kaynağı:
Toplumbilimciler ve tarihçilerTürkler’in tarihinde insanlığın ilk dini olan totemciliğin varlığı konusunda çelişkiye düşer ve değişik görüşler getirirler. Prof. İ. Kafesoğlu, Prof. B. Ögel, Van Gennap, J. G. Frazier kendilerine özgü yorumlar geliştirerekTürkler’de totemciliğin olmadığını kanıtlamaya çalışırlar. Doğan Avcıoğlu’nun da belirttiği gibi; bozkır insanının dinine belki totemcilik denilemez. Totemcilik onun ancak bir parçasıdır. Şamanlık ve tengricilik bu dinin başka yanları, törevleridir.
Kısaca, eskiTürk dininde totemcilik, şamanlık ve tengricilik gibi daha başka inanış biçimleri vardır. Totemcilik bozkır toplumsal yaşamının bir belirtisidir. EskiTürkler avcı, çoban, çiftçi ve genellikle göçebedirler. Gereksimelerini doğada, hayvanda sağlıyorlar. Bu durum, onu giderek doğayla, hayvanla ve canlıyla “kutsal akraba” durumuna götürmüştür.
Yemesini-içmesini onlardan beklediği gibi, savunmasını-korunmasını, dahası geleceğini düzenleyebilmek için doğa ve doğaüstü güçlerin de denetimini bu öğelerden bekler. Böylece bu toplumsal yapı doğrultusunda bir inanış, düşünce ve davranış biçimi doğar. Bu insanlar için artık, özdekdışı güç çeşitli varlıkların içine girerek özdek biçime bürünmüş, yani cisimleşmiş bir kutsallık kazanmıştır. İşte totem budur.Bu nedenle Ortaasya bozkırında “kutsal” hayvancılık ve doğacılık, yalnızca totemciliğe indirgenemez, o çerçeveyi çok aşar. Birçok bilginin bozkır topluluklarına totemci etiketini yapıştıramayışının nedeni bu olsa gerek.
Doğan Avcıoğlu: “BozkırdakiTürk boyları totemci saymamak için hiçbir temel engel bulunmadığını göstermeye yeterlidir. Hatta bu bozkır boylarının özünde ve temelinde totemci oldukları sonucuna varılabilir” der. Karşılaştırmalı kanıtlar Avcıoğlu’nu doğrulamaktadır. Kısaca eskiTürkler totemci topluluklardır. Sonradan Şamanlık aşamasına geçişleri eski totemik inanç izlerini silmez, daha da besleyerek İslami döneme aktarır.
Türkler’in İslamlaşması bu eski inançları yok etmez, sona erdirmez. Alevilik geniş ölçüde eski Türk dininin İslamlaştırılmış biçimi olur. Ötede SünniYörük veTürkmenler’de de eski inançlar güçlü bir biçimde yaşar.
Gerek Asya’da gerekse Anadolu’da totemik inançlara sıkça rastlamak olası. Çuvaşlar “kurt” adını ağıza almayı tabu sayarlar. Onun yerine “Peygamber iti” sözünü kullanırlar. Edremit Alevi Türkmenleri de kurda “Peygamber köpeği” derler. Alevi-SünniTürkmen ve Yörükler yolda kurda rastlamanın uğur getireceğine inanırlar.
Adana yöresinde Sakız ağacı kutsal sayılır. Kertenkeleye dokunulmaz. Dersim’dekiMunzur suyundaki balıklarla, Urfa Halil İbrahim gölündeki balıklar kutsaldır, dokunulmaz.
Oğuz destanlarında “altın gözlü” tavşandan sözedilir. OrtaasyaŞamanları tavşana “kozan”, onunla ilgili toteme “Kozantöz” derler. Radlof, Tatar veTeleüt’ler de tavşan totemine rastlar.
Prof. J. P. Roux’e göre, “Ortaasya halklarında tavşanı hedef alan bir yasaklama” yoktur. Tavşanın eski adıTürk dillerinde (lehçelerinde) vardır. “Tawışyan” sözcüğü görülür. Eski Türk takviminde 4. ay tavşan ayıdır Yakutlar’da tavşan kuraklığın habercisi olduğu için gözden ırak tutulmaz. Uygur metinlerinde tavşan ayında yapılması sakıncalı görülen ve uğursuzluk kabul edilen tırnak kesme, traş olmak gibi durumlar vardır.
EskiHunlar’da, Tatarlar’da, Şorlar’daKırgızlar’da, Yakutlar’da tavşan avlanırdı. Yakutlar’da tavşanların kuyruk ya da kulakları “kötü düşünceleri uzaklaştırıcı” olarak kullanılırdı. Tavşan Şamanlıkta yardımcı hayvanlardandır. Altay halk mitolojisinde de tavşan özel yeri olan dört hayvandan biridir. Tatarlar’da avda kendilerine yol gösteren tavşan kültürü vardır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak olası.
Sonuç olarak, tavşan yasağı İslam değil, Ortaasya kökenli. Türklerin Ortaasya tarihiyle ilgili. Tavşan yasağıyla ilgili Alevi-Sünni çevrelerde anlatılanlar İslami dönemde ve İslami çerçevede çıkmış, bir takım yakıştırmaların zamanla başka suçlamalarla pekiştirilmiş durumudur. Bunların, olayın özüyle bağı yoktur. Tavşan yasağı Türkler’in totemik döneminden Anadolu’ya kadar uzanmış izleridir. Yani birer totem kalıntılarıdır bunlar. Ne var ki tavşan toteminin olumsuz yanı Aleviler arasında gelişmiştir.Yemedikleri doğrudur.Bir takım gerekçeleri vardır. Bunu ileri sürüyorlar da.Yalnız, tavşanın uğradığı tarlaların ekilmediği biçimindeki bağnazlığı da hiçbir Alevi toplumunun ve bireyinin gösterdiğine ne rastlanmıştır ne de rastlamışızdır. Kısaca burası iftiradır.
Tavşanın adet (hayız) gördüğü için yenmediği tezi biyolojiye ters düşer. Çünkü bütün dişi canlılar adet görürler.
Alevi-Bektaşilerin Anadolu dönemlerinde tavşan yemedikleri 14. y.y. Arap gezgini İbniBatuta’ca (1304-1369) bildirilir. Hatta kendisine Sinop’ta tavşan sunularak Alevi olup olmadığı sınavından geçirilir. Maliki mezhebinde olan İbniBatuda, tavşan yiyerek sınavdan geçtiği gibi, “gerçekten Şiiler (Aleviler) tavşan eti yememektedirler” diyerek Anadolu’ya ilk gelen Türk-Türkmen topluluklarının Alevi olduklarını, henüz Ortaasya kültüründen kopmadıkları bu dönemlerinde tavşan yemeyerek totemik tavırlarını sürdürdüklerini kanıtlar.
KısacaAlevilerin tavşan yememeleri İslami değil, Asya kökenlidir. Eski dinlerden, kültürlerden ve totem anlayışlarından kalmaktadır.

Kaynak; Gelin canlar bir olalım..

Şinasi KARACA<saskara-sinasi@hotmail.com

Rss

Okuyucu Yorumları

Toplam 0 yorum yapıldı.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

"HACI BEKTAŞ VELİ" Hacı Bektaı Veli, Alevi inancının serçemesidir. İlahi mesajın özüne bağlı kalarak çok zor şartlarda inancın yeniden insanlığın hayatında yer edinmesine ve kalıcı hale gelmesini sağlayan yol erenidir. Bizler, nasıl ki Hz. Ali ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(27)  SORU 98: Aleviler’e Neden Kızılbaş Derler? CEVAP: Aleviler İslamiyetiSünni İslama inananlara göre farklı savunduğu için, örneğin; yaşamlarında kadın-erkek ayrımı yapmadığı için, kadını ikinci sınıf insan kabul etmediği için, dini tutucu ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(26) SORU 93: MumSöndürmek Nedir? Aleviler Mum Söndü Yapar mı? CEVAP: Mum söndürmek kavramı, Aleviler’in anne, bacı tanımaksızın cinsel ilişkiye girdiklerini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Ne yazıkki bazı ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(25)  SORU 90: Aleviler, İslam AdınaYapılan Terör EylemlerineNasıl Bakıyor? CEVAP: İslam adına terör yapmanın tarihi ne yazık ki; ABD’deki İkiz Kuleler’e ve İstanbul’da iki sinagog ve İngiltere Konsolosluğu ile HSCB Bank’ın ...
"KIRKLAR MECLİSİ MASAL MI ?" Sünni Ve Şii Teologların Yaklaşımları Bağlamında Alevi İnancındaki Kırklar Meclisi Ve Cemine İlişkin Bir Yorum Kırklar Meclisi ve Cemi, Alevi teolojisinin en temel ögelerinden biridir. Bu konuda ...
“100 SORUDA ALEVİLİK”Bölüm(24)       SORU 88: Milli Eğitim Bakanlığı Bünyesinde Okullarda Verilecek Alevilik DersleriNasıl Olmalı? CEVAP: Hükümet, yine bir süredir AİHM kararı ile birlikte okullarda ALEVİLİĞİN de ders olarak okutulacağını açıkladı. Bu gelişme daha ...
Yorumlar
Duyurular
Güncel haber yayıncılığına yeni yayın döneminde daha güçlü bir yapı ile İnternet Gazeteciliği ilkelerine uygun; tarafsız, özgün ve özgür site olarak kamuoyunun beğenisine sunulmuştur.

Copyright © 2013. Tüm Hakları saklıdır.

Yandex.Metrica

Saskara Haber

Esareti Cesaretle def edeniz. Yerelden Ulusala Özgür Haber Sitesi. Herkesin değil, doğrunun sesiyiz.